Küçük Osman'ın yerini tutmamı beklemeyin

Küçük Osman'ın yerini tutmamı beklemeyin
resim yok Editör paylaştı
22 Ağustos 2012

 

Kanal D’nin izlenme rekorları kıran dizisi “Öyle Bir Geçer Zaman ki”de ikinci Osman dönemi başlıyor. Bir ekran fenomenine dönüşen ‘Küçük Osman’, eylülde başlayacak yeni sezonda lise öğrencisi olarak karşımıza çıkacak. Osman’ın gençliğini ise usta oyuncular Macit Koper ile Berrin Koper’in oğulları Gün Koper canlandıracak.
 
 
* “Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisinde Osman’ın gençliğini kimin canlandıracağı merak konusuydu. O isim, siz oldunuz. Bir süredir Şehir Tiyatroları’nda çalışıyordunuz, televizyona geçmek var mıydı aklınızda?
- Hiç yoktu aslında. Şehir Tiyatroları’nda çalışıyorum, işimde mutluyum ve geleceğim orası diye düşünüyordum.      
 
* Ne oldu da fikriniz değişti?  
- Tiyatroda son dönemde yaşanan olaylar sonrasında kendimi bir güvensizlik ortamında hissettim. O yüzden başka bir yol arayışı ve güvence istedim hayatımda.
 
* Şehir Tiyatroları’yla bağınız koptu mu?
- Hayır, devam eden iki oyunum var. Orası hâlâ benim tiyatrom, bırakmak gibi bir düşüncem yok.       
 
* Televizyon da geleceği belli olan bir sektör değil...
- Açıkçası bu yorum yapabileceğim bir konu değil, çünkü televizyon dünyasını bilmiyorum. Ben tiyatrocuyum, birkaç film deneyimim oldu, onun dışında televizyonla ilgili hiçbir fikrim yok.
 
* Genç tiyatrocuların televizyona bakışı nasıl?
- Ben 26 yaşındayım, okuldan yeni çıkmış genç kuşak tanımına pek girmiyorum. Ama mesela benim dönemimde bir grup “Okulumuzu bitirelim, televizyon işi yapalım. İş ne olursa olsun, yeter ki zengin olalım, ünlü olalım” diye düşünüyordu. Bir grup da “Biz tiyatrocuyuz, tiyatro yapmak istiyoruz, olursa televizyon da yaparız” diyordu. Şimdiki durumdan çok emin değilim ama biraz daha “televizyon işi yapalım”a doğru evrildi galiba... 
 
* Siz hangi grupta olduğunuzu belli ediyorsunuz zaten...
- Ben tiyatro yapmak için okula gittim.
 
* Son bir haftadır çekim yapıyorsunuz, mutlu musunuz peki?
- Mutlu muyum mutsuz mu, şimdilik bilemiyorum. Belki çok mutlu olacağım, belki de mutsuz. Belki pişman olacağım, belki de “Keşke mezun olduğum sene bir televizyon işi kovalasaymışım” diyeceğim. Zaman gösterecek.
 
* Anneniz de babanız da oyuncu. Sizin bu mesleği seçme nedeniniz, onlardan mı kaynaklanıyor acaba? Setlerine gidiyor muydunuz?
- Aslında annem ve babamın hiçbir setine gitmedim. Sadece bir kere annem “Baba Evi” dizisinde oynarken onun setine gitmiştim, o kadar. Daha sonra rol aldığım “Aşk ve Devrim” filminin setine kadar hiç set görmedim diyebilirim.
 
* Sizin tercihiniz miydi bu, anne ve babanız mı götürmüyordu?
- Benim tercihimdi. 
 
* Çocukken ilginizi çekmiyor muydu setler?
- Benim doğumum, babamın tiyatroya dönüşüne denk gelmiş. O yüzden ben setleri değil, tiyatro kulislerini biliyorum. Onu anlatabilirim, çünkü orada çok zamanım geçti. Tabii ki oyunculuğu seçmemde annemle babamın da çok etkisi vardır ama benim tiyatro uğraşım asıl lisede başladı. O dönem oynadığım bir oyunu annemle babam da izlemişti. Onlara “Benden oyuncu olur mu?” diye sordum, “Olur” dediler. “Olmaz” deselerdi olmayacaktım, onlara güvenim vardı.
 
* “Tiyatro kulislerini anlatabilirim” dediniz, biz içinde olmadığımız için ilginç geliyor, sizin için nasıl durum?
- İçinde olduğunuzda gerçekten ilginç gelmiyor... Eskiden okul çıkışı babamın yanına giderdim. Küçükken “Vayy, burası tiyatro, sahne ne kadar büyülü bir yer aslında” gibi düşünmüyorsun. “Babamın işi bitse de eve gitsek” diyorsun. Çocuklar için olay o kadar da büyülü değil yani. Ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; benim tiyatrocu olma sebebim, Şişli Terakki Lisesi’ndeki tiyatro çalışmalarımdır.
 
* İki sinema filmi çekmişsiniz ve bu genç yaşınızda üç de ödülünüz var...
- Bir tanesi Altın Koza, diğerleri de İzmir ve Ankara film festivallerinden. Sinema güzel bir şey. Seti de çok zevkli, çünkü vakit bol, ince eleyip sık dokuma imkanın var. Belki dizi seti de öyledir ama sinema iki saat üzerine yoğunlaşmış olduğundan insan kendisini daha önemli bir iş yapıyormuş gibi hissediyor. Aslında öyle bir şey yok... Sinema yapmayı her zaman istiyordum, şans da yardım etti biraz. Takdir mekanizması da ödüller. Tiyatrodaki oyunlarımdan da vardı ödüllerim, o yüzden çok yabancı değildim. Takdir görmek güzel bir şey. 
 
* Rollerinizi kabul etmeden önce anne ve babanıza soruyor musunuz?
- Soruyorum. 
 
* Böyle bir ayrım yapmak mümkün müdür bilmiyorum ama; onlar anne-baba olarak mı, yoksa bir meslektaş olarak mı değerlendiriyor sorularınızı?
- Annem böyle bir ayrım yapabiliyor ama babam o konuda zor bir adam. Ağzından cımbızla laf alınır. “Baba nasıl?” diye sorarım. “İyi” ya da “Kötü” der. Objektif olamayacağını iddia ediyor ve bir şey söylemekten çekiniyor. Ama senaryoları okuturum, “Bu nasıl bir senaryo oğlum” derse, bu yorumu benim için bir kriterdir. 
 
* “Yapma” dedikleri işleri yapmaz mısınız?
- Çok inandığım bir işse ikna etme yoluna giderim. Onları ikna ettiğim de olur, onların beni ikna ettiği de olur. 
 
* “Öyle Bir Geçer Zaman ki”deki rolünüz için ne dediler?
- Babam uzun bir aradan sonra geçen sene dizi yapmaya başladı. Bunun iki nedeni vardı. İlki, ideolojik görüşü nedeniyle televizyona iş yapmayı tercih etmiyordu. Diğeri de, ki bunu bence çok sonra itiraf etti, uzun süredir oyunculuk yapmamış olmanın verdiği bir korku vardı. Tiyatrodan emekli olunca bir film teklifi geldi onu yaptı, biz de şaşırdık. Sonra da dizi yaptı. Benim bu sektöre girmemde de destekçi oldu. “Kimse seni bir yere bağlamıyor, denersin” dedi. Annem de zaten başından beri “Tabii yapacaksın” dedi, hep yanımdaydılar.
 
* Dizi setini sevdiniz mi peki? Alışabildiniz mi ortama?
- Bir adaptasyon süreci oluyor tabii. Sonuçta bu insanlar üç senedir birlikte çalışıyorlar, aile gibi olmuşlar artık. Ben de bu ailede çok sevilen, hatta ikon olmuş bir karakterin yerine geldim. 
 
* Küçük Osman’ın yerini tutabilir mi sizce liseli Osman?
- Benim küçük Osman’ın yerini tutmamı beklemek saçma. Aslında psikolojik olarak mantıklı bir beklenti ama benim bu beklentiyi karşılamak gibi bir misyonum yok. 
 
* Nedir sizin misyonunuz?
- Küçük Osman’ın duygusal haritasından çıkmadan onun büyüklüğünü yaratmak benim misyonum. 
 
* Osman büyüyünce nasıl biri olacak acaba, çok zıt bir karaktere mi bürünecek?
- Osman’ın nasıl bir genç olacağını ben de bilmiyorum, 4 Eylül’de göreceğiz. 
 
* Diziyi izliyor muydunuz?
- İzlememiştim. Sadece bir sahneyi izlemiştim.
 
* Hangisini?
- Ali Kaptan kapıya geliyor, Osman’a “Oğlum kapıyı aç” diyor. Küçük Osman da kapının arkasında durmuş, açmıyor. Bir tek o sahneyi izlemiştim. 
 
* İşi kabul edince, bu küçük Osman neler yapmış diye bakmışsınızdır sanırım...
- Tabii, bu iş olunca izlemeye başladım ve izlediğim için mutsuz olmadım. Hatta “Evet, doğru bir karar verdim” hissi oluştu.
 
* Küçük Osman neredeyse bir ekran fenomeni haline geldi. Siz Emir Berke Zincidi’nin oyunculuğunu nasıl buldunuz?
- Osman’ı magazinsel olarak biliyordum. Ama bu işte çalışırken haritam o olmak zorunda. O yüzden şimdi laboratuvarda inceliyormuş gibiyim. Oyunculuğu iyi gerçekten. 
 
* Anne ve babanızla ortak bir işte olma hayaliniz var mı?
- Bu bir hayal, bunun için bir çabam olamaz tabii. Çünkü tanıdığım bir yapımcı ağabeyim yok. (Gülüyor) Önceden İrfan Ağabey (Tözüm) vardı, o hâlâ iş yapıyor olsaydı ona diyebilirdim... Ama böyle bir iş olursa çok mutlu olurum... 
 
* Tiyatroda aynı oyunda yer aldınız mı hiç?
- Babamın yönetmen koltuğunda oturduğu bir oyunda, annemle karşılıklı oynama fırsatım oldu.
 
* Hangi oyunda?
- “Bozuk Düzen” oyununda abla kardeşi oynamıştık. Güzel bir deneyimdi. 
 
* Baba yönetmen koltuğundayken daha mı rahat oynuyor insan, yoksa geriliyor mu?
- Yok, gerilmiyorsunuz ama onun da hem avantaj hem de dezavantajları var tabii.
 
* Ne gibi?
- Çok duygusal avantaj ve dezavantajlar bunlar. Mesela “Gün tiyatrocu oldu” dendiğinde “E, tabii annesi ve babası tiyatrocu” denebiliyor. Bu bir dezavantaj. Öte yandan sahnede anneniz varken, birçok şeyi paylaşmanız daha kolay oluyor, çünkü arada 26 yıllık bir elektrik var. Bu da güzel bir avantaj.
 
* Bu diziyi, kendinizi kanıtlamak adına bir fırsat olarak görüyor musunuz?
- Birileri “Bu çocuk kendini kanıtladı” diyebilir, bundan gocunmam ama benim bu sektörde kendimi kanıtlamak gibi bir derdim yok. Çok güzel bir iş yapayım, yaptığım işten de mutlu olayım, tek derdim bu. 
 
* Tiyatroda öyle bir derdiniz oldu mu peki?
- Tiyatroya ilk girdiğim zaman kendimi kanıtlama derdim vardı. Orada en azından anne ve babamın yüzünü kara çıkarmamak için bir çabam vardı. Buradaki çabam ise kendi yüzümü kara çıkarmamak. Televizyon sektöründe rezalet bir kariyer çizersem, sadece kendime zarar vermiş olurum.
 
* Saç şeklinizi Osman rolü için mi değiştirdiniz?
- Evet, aslında saçlarım çok uzundu. Berbere gitmeyi pek sevmiyorum, fobim var... 
 
* Çocukluktan mı geliyor?
- Eskiden yaz aylarında Heybeliada’da otururduk. İskeleye indiğimizde annem beni bir ayakkabı almaya, bir de berbere götürürdü. O zamanlar çok sıkılırdım. Bu yüzden uzun bir dönem ayakkabı alamadım. Onu yendim ama berber konusunu hâlâ yenebilmiş değilim. Liseyi bitirip de saç kesme zorunluluğu ortadan kalkınca ‘orman insanı’ olana kadar saçlarımı uzattım. Bu arada “Tiyatroda bir iş çıksın da saçımı kestireyim” diye dua ediyordum. (Gülüyor) Tabii şimdi öyle bir sıkıntım yok, sette kesiliyor. Sadece bir sakal problemi var. Aslında pek sakalım çıkmıyor, hatta köse olduğum bile söylenebilir ama benim küçücük bir kılım bile 16 yaşındaki Osman’a batıyor.

facebook yorumları

haber yorumları

resim yok
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız..
:-) :) :o) :c) :^) :-D :-( :-9 ;-) :-P :-p :-Þ :-b :-O :-/ :-X :-# :'( B-) 8-) :-\ ;*( :-* :] :> =] =) 8) :} :D 8D XD xD =D :( :< :[ :{ =( ;) ;] ;D :P :p =P =p :b :O 8O :/ =/ :S :# :X B) O:)
Kapat