Mehmet Özgür Röportajı

Filinta dizisinin Kadı'sı Mehmet Özgür ile röportajımız..

Mehmet Özgür Röportajı
resim yok Editör paylaştı
03 Şubat 2015
Röportaj

Filinta dizisinde canla başla adaleti yerine getirmeye çalışan, Mustafa’yı büyüten, Padişah’a hocalık etmiş; yedi kuşaktan Kadı olan Kadı Gıyaseddin Hatemi karakterine can veren usta oyuncu Mehmet Özgür’le röportaj serimize devam ediyoruz.

 


Senaryoyu ilk okuduğunuzda ne düşündünüz?

-          Şaşkındım! Çünkü çok enteresan bir senaryo okudum. İlk düşündüğüm şey bizim ülkemizde teknik şartlarda bu mümkün mü? İlk görüşmede de söylediğim cümle bu oldu; “senaryo çok güzel, bunu çekebilecek miyiz?”


Daha önce hangi karakterleri oynadınız?

-          Emniyet amirini oynadım, son derece iyi bir karakterdi. Arkasından, Suskunlar’da kötü karakteri oynadım, akılda kalan o oldu biraz. Bu projeden önceki geçiş sürecinde Muhteşem Yüzyıl ve Çalıkuşu dizilerinde oynadım. Beni zorlayan bir tarafı yok bu işin. Hoşuma giden tarafı şu; ben Takoz karakterini oynadığım zaman insanlar “bundan sonra kötü karakter üzerine yapıştı, böyle devam eder” yargısıyla geldiler, bende “hayır” dedim ve nasip oldu bunu gösterebildim.


Kadı Gıyaseddin dışında hangi karakteri oynamak isterdiniz?

-          Bu işte ilk olarak “kötü” karakteri (Boris’i) oynamam teklifi ile geldiler. Her zamanki gibi yani… (Gülüşmeler) Boris çok renkli, herkesin oynamak isteyebileceği bir karakter.  Fakat ben genelde senaryolara şöyle bakıyorum; o senaryoya daha çok nasıl hizmet edebilirim? Ben de onlara şu öneride bulundum; “Boris olabilirim evet, ancak Kadı olarak oynamam size daha çok katkı verir, bunu bir düşünün isterseniz” dedim. Onlar da düşünüp bu şekilde karar verdiler. Rolün büyüklüğü çok önemli değil, senaryoya nasıl daha çok katkı sağlarım bunu düşünürüm.


Dizi setini nasıl buldunuz?

-          Bu, Türkiye şartlarına göre olağanüstü bir durum. Bir çılgınlık hatta. Sadece delilik olarak ifade edebiliyorum. Bu teknik şartlarda şu platoyu hayata geçirmek, dizi çekmek cesaret gerektiren bir atılım. Bu cesareti gösterenlere şapka çıkarıyorum, çok saygı duyuyorum. Türkiye’deki dizi/sinema sektörü dünyada bir yere gelebilecekse, ancak bu şekilde atılan cesaretli adımlarla sağlanabilir. Çünkü standarda bağlamış bir sektör bir süre sonra kendini yok etmeye başlar. Ancak kendinizi yenileyerek, büyüyerek ilerlerseniz kârlı olabilirsiniz. Bence Filinta bunu yaptı. Umarım bundan sonra yapımcılar daha büyük cesaretle, daha büyük projelere imza atarlar.


Mustafa?

-          Mustafa, Kadı Gıyaseddin’in oğlu. Küçük yaşta eline almış, ona bildiği her şeyi öğretmiş, yetiştirmiş. Belki de izleyen herkesin kafasındaki “ideal evlat” sorusunun karşılığı bence tüm hatlarıyla Mustafa’da vücut buluyor. Vatanını milletini seven, canını bile esirgemeyecek, dürüst, doğru, gönlü güzel ve yüreği güzel bir adam.


Kadı Gıyaseddin gibi bir adamın oğlunun namaz sahnesi yok?

-          İbadetin gizli olanı makbuldür. Kadı Gıyaseddin’i namaz kılarken görmek zorundayız fakat şuna zorlamamak lazım. Nasıl ki sektörü yenilemek, geliştirmek gibi bir derdimiz varsa biraz da seyircinin bakış açısını değiştirmek gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bugün ABD’de bir filmde adam bayrağını yakabiliyorsa “sadece bir hikayeyi anlatmak için”, ya da kilisesinde bir sahne çekebiliyorsa, biz de bunu yapabilmeliyiz. Çünkü mesele o sahnede kullandığınız sekans değildir, hikâyenin bütünüdür. Hikâyeyi doğru noktaya taşıyacak bir sahne varsa, bir mantık varsa oraya çok takılmamak lazım. Namaz kılma sahnesi yok diye, kendi canını Osmanlı için, vatanı için feda eden bir adamı harcamak bana çok akılcı gelmiyor. Çünkü bu şartlara haiz bir insan zaten namazını kılıyordur, ibadetini de yapıyordur. Bunu düşünmesi gerekiyor seyircinin. Gerçekçi olmak gerekirse, günümüzde kimse namaza giderken esnafa, yolda geçen insanlara “ben öğle namazına gidiyorum, hakkını helal et” diye duyurmaz. Filinta’nın tamamına bütün olarak bakıldığında namaz bir eksiklik olarak görülmemeli. Bunları aşmamız gerekiyor.

 

Bugün bir anket yapılsa ve “Filinta neyi anlatıyor” diye sorulsa; bunun \\%99’u; Osmanlı adaletini, ibadeti, İslâm’ı, İslâm’ın güzelliklerini anlatıyor der.


Esad Paşa’yı nasıl aşacaksınız?

-          Benim için o kibri ve o hırslı ifadeleri kullanan, o ilişkilerle Kadı Gıyaseddin’e gelen bir adamdan şüphelenmeme olasılığı yok. Çünkü Kadı Gıyaseddin, dönemin belki en zeki devlet adamlarından. Bu adamın çok derin bir eğitimi var. Bir kere ailesinden gelen, yedi kuşaktır kadılık yapan, dedeleri babası… Padişahı ona teslim edecekleri kadar zekâ yüklü biri varsa önümüzde, O’nun Esad Paşa’dan ve Boris’ten şüphelenmemesi mümkün değil. Biliyordur muhtemelen ancak şuan belli etmiyor.


Foto Abdullah?

-          Bütün dizilerde senaryoyla ilgili karakterler ve senaryonun gidişatı belli bir yapıdadır ancak sonradan bunlar yolda sapmalara uğrayabilir. Şimdi senaryomuzda başta konuşulanlardan ufak sapmalar oldu. Bu tabi yapımcıların tasarrufudur, ancak ben gelecek bölümleri bilmek istemem. Çünkü bu beni şartlandırabilir ve oyunumu bozabilir. Ben sadece kendi karakterimle ilgili kısımlarda bu tür hesaplı veya hesapsız sapmaların olduğunu biliyorum, bunu da zaten gerektiğinde yapımcılarla konuşuyorum. Dolayısıyla bana tanımlanan ile şimdiki Foto Abdullah’ın arasında farklılıklar var. Nereye gideceğini bilmiyorum ancak ortada sırlar var. Ben bazı sahnelere baktığımda Abdullah benim için bir Hızır, bazı sahnelerde ise sıradan bir fotoğrafçı. Aynı zamanda bazı sahnelerde de ben Abdullah için bir Hızır’ım.


Adalet peki, yeterince âdil misiniz?

-          Dönemine göre sorgulama yapmak lazım. O döneme göre son derece helal, ahlaklı ve âdil. Bu günün dünyasında bile o adaleti, bu kadar sistemi hukuksal anlamda sağlayamıyoruz. Bazen çok yanlış kararlar çıkabiliyor mahkemelerden. Sebepsiz yere onlarca yıl hapis yatan insanların haberlerini okuyoruz. Bu kadar kurumlaşmış durumlara rağmen bu hatalar bugün yapılabiliyor. O zamanın şartlarında bir Kadı, son derece iyi eğitimlerden geçerek o hale gelir. Bizim hukuk sistemimize baktığınızda, dünyada bir hukuk fakültesine gider bir adam liseden sonra, liseye kadar zaten doğru düzgün bir eğitim almamıştır. Üniversitede 4-5 sene okur çıktığında avukat olmuştur, birkaç sene sonra savcı olmuştur ve ilk maaşı hesaba yattığı gün eğitimi bitmiştir onun. Fakat Orada (Kadılık sisteminde) durum farklı. Ne diyoruz, yedi kuşaktır Kadı. Bu bir öğretiden çıkmış ve yaşam biçimine dönmüş. Çocukluğundan beri bir Kadı’nın nasıl davranması gerektiğini öğrenmiş. Padişaha hocalık yapmış. Bu adam 35-40’lı yaşlarda bir ülkenin padişahına hocalık etmiş. Bu şu demek; Bu adam 20 yaşındayken tüm bilgi devimini tamamlamış. Bu yaşta dört beş dil biliyor, dünya hukuklarını biliyor, dünyevi meseleleri biliyor, diğer meselelere hâkim ve bunu 20 - 25’li yaşlarda tamamlamış oluyor ki; 30 – 35’li yaşlarda cihan padişahına hocalık etmiş. Evet, bizim hikâyemizdeki durum hikâye gibi gözükse de; bunun örnekleri var Osmanlı tarihinde. Padişahlara hocalık eden kişilerin yaşları 80-90 değildir hiçbir zaman.


Padişah ile ters düşer mi Kadı?

-          Ben yapabilir Kadı Gıyaseddin, o “Hiç”liğe ulaşmış, “Hiç”liği bir son değil; başlangıç olarak gören bir adam. Eğer orada âdil olmayan bir yargı varsa, adalet olmalıysa, bir masumun canı yanacaksa; Kadı Gıyaseddin padişaha karşı gelebilir. Elinden de kolundan da kafasından da tutar padişahın. Canı da hiç umurunda değil, o tür hesaplar peşinde olan bir adam değil.


Kendinizle benzeşen tarafı var mı karakterinizin?

-          İnsani olarak, hümanist olarak benzeştiğimiz taraflar çok. Ben de insan sevgisi olan bir adamım, Gıyaseddin de öyle. Dünyaya bakışımız çok farklı değil Gıyaseddin ile. Ama tabii ki onun kadar âdil bir adam olabilir misin diye sorsan, olamam. Bu zamanın şartlarında olmak mümkün değil. Burada ne kadar âdil olabilirsin ki? Ne kadar adil olmaya çalışsan da istemeden kaçırdığın noktalar olacaktır bugünkü düzende. O denli bir adalet duygusunu bugünün Türkiye’sinde kimse yaşayamaz. Bana bir kişi gösteremezsiniz ki; bu adam Kadı Gıyaseddin kadar adildir, diyemezsiniz. Düzen öyle bir düzen değil maalesef. Evet, oğluna ve ailesine olan sevgisiyle, işine olan bakışıyla aynıyım. Tabi benden olan parçalar da var, ama olmayanlar da vardır mutlaka.


Zeyrek ile çeyrek peki?

-          Onları benim dâhil ettiğim gibi bir bilgi var evet ama onun hikâyesini tam olarak bilmiyoruz. Öyle bir sahne çektik sonra vazgeçtik ondan. Onları polis teşkilatına benim dâhil ettiğime dair. Fakat bu bana mantıklı gelmiyor, çünkü bugün de bir zaptiye teşkilatına birinin girmesi için belli eğitimlerden geçmesi ve belirli testleri tamamlamış olması gerekir. O zaman sokaktan geçen herkes zaptiye olma özelliğine sahip olur ki bu mümkün olmaz. Osmanlı’da hele hiç olmaz diye düşünüyorum. Osmanlı’da adamın yeniçeri olması için 4-5 sene askeri ocaklarda eğitim aldığını düşünürsek, zaptiyenin içinde yer alması için 3-4 sene eğitim alması gerekir. Eğer öyle bir durum olursa, Osmanlının sistemini sorgulamamız gerekir.


Zabıta olmak için biraz saf değiller mi?

-          Saflık ve zekâ farklı kavramlardır bence. Bana göre öyle bir an gelir ki kimsenin beklemediği bir anda bir cümle eder, onun zekâsal olarak olaya bakışı farklıdır ve olayı çözer. Mutlaka ilerde öyle sahneler olacaktır. Saf kalpli olabilirler ama Saflık akıl eksikliği olarak görülüyorsa senarist olsam öyle bir sahne yazmazdım.


Biz ne yapacağız parayı diyorlar mesela, bu saflık değil mi?

-          Kadı Gıyaseddin’in etrafında öteki türlü bir adamın bulunmasının şansı yok zaten. Mesele Kadı için etrafındaki adamların gücü kuvveti dirayeti önemli değil. Çünkü diyor ki, “adaletli olan insandan her şey olur.” Zabit de olur, Padişah da, Kadı da.


Her bölüm yeni karakterler girmesine ne diyorsunuz?

-          Bizim için çok zor tabi. Her bölümde yeni hikâye demek, yeni mekânlar demek. Ekonomik olarak da, çalışma temposu olarak da zor. Tabi seyirci için eğlenceli olsa gerek. Her seferinde yeni mekânlar ve yeni karakterler görüyorlar. Ve bunu Filinta gibi bir işte görüyor. Çok çerez bir işte de görülebilir yeni mekân yeni karakter ama burada yeni mekân yazıldığı zaman, yeniden yapılabilecek bir mekândan bahsediyoruz, var olan bir mekândan bahsetmiyoruz.


İlk bölümde Bıçak Ali’nin öldürülmesine nasıl bakıyorsunuz? Çok ani oldu herkes için.

-          O arkadaşımız tabi çok enteresan bir performans sergiledi. Ben de dâhil herkes ölmesi iyi değil dedik. Tabi ben artık şöyle bakıyorum, dizilerde bazı klişeleri yenmemiz gerekiyor.  Ölebilir. Kötü kazanabilir mesela, hep karşıyımdır sürekli iyiler kazanmamalı. Bu klişeden kurtulmamız gerekir. Herkesin çok iyi bildiği adam finalde kötü çıkabilir yani, olabilir.


Senaryoda sürpriz olan sahneler oluyor mu?

-          Olabiliyor tabi bazen “bu adam bunu yapmaz” diyoruz ama oynuyoruz tabi. Çok sık oluyor bu tür sahneler. Aynı şekilde “bu çok süper olmuş, ne güzel oynanır bu sahne” dediğimiz de oluyor. Tabi bunlar bu diziye özel değil, birçok oyuncunun genel durumudur bu.

Kaynak: Diziler.com // Özel Röportaj

facebook yorumları

haber yorumları

resim yok
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız..
:-) :) :o) :c) :^) :-D :-( :-9 ;-) :-P :-p :-Þ :-b :-O :-/ :-X :-# :'( B-) 8-) :-\ ;*( :-* :] :> =] =) 8) :} :D 8D XD xD =D :( :< :[ :{ =( ;) ;] ;D :P :p =P =p :b :O 8O :/ =/ :S :# :X B) O:)
Kapat