‘Nurhayat gibi evlilik takıntım yok’

‘Nurhayat gibi evlilik takıntım yok’
resim yok Editör paylaştı
26 Şubat 2012

 

Yalan Dünya” dizisiyle hayatımıza giren Gupse Özay: “Bir şeyi kırk kere söylersen olur. Ben de ‘Ancak Gülse Birsel’den teklif gelirse oynarım’ diyordum, bak oldu”
 
Yalan Dünya” dizisinin ilk bölümünden itibaren en çok konuşulan karakterlerinden biri de şüphesiz Gupse Özay’ın canlandırdığı Nurhayat. Taramalı tüfek gibi konuşan, erkeklerle ilgili her şeyi bildiğini zanneden ve en büyük hayali evlilik olan bu karakter için Özay “Ortada daha damat adayı bile yokken gelinliğini seçen arkadaşlarım var.
Yani Nurhayat için gözlem yapmak çok kolaydı” diyor.
Özay İzmirli. Esas hayali yönetmen olmakken kendini oyunculuk yaparken bulmuş. Şu an halinden memnun ama ileride yine kamera arkasına geçmeyi planlıyor. “Sokakta tanınmaya başladınız mı?” sorusunun cevabını ‘Nurhayat’ça veriyor:
“Ay olmaz olur mu şekerim. Her gören sarılıyor, her gören bana hayran. Hele yaşlı teyzeler, anneler sorma gitsin. ‘Böyle gelinim olsun’ diyerekten sarılıyorlar valla.”
 
 
* Duvarınızda dört yıl boyunca Gülse Birsel’in röportajı asılıymış. Evrene mesaj göndermek için asmışsınız. Çok mu meraklısınız bu ‘secret’ meselesine?
 
Çocukluğumdan beri pozitif düşünmenin ne kadar yararlı olduğunu çakmıştım. “Bir şeyi 40 kere söylersen olur” gibi kocakarı laflarına inanırım. Mesela ilkokulda sınıfta birinin kolu kesilmişti. Dikiş atılmıştı. Ben bir hafta boyunca anneme sorup durdum “Bu dikiş nasıl bir şey? Nasıl atılıyor?” diye. Ertesi hafta kolumu kestim ve diktiler.
O küçük beynimle “Bak” dedim “Söyledin söyledin oldu”. Ama o röportajı sadece ‘secret yapmak’ için asmadım. Gülse Birsel’e çok hayranım, beni motive etsin diye astım. Ama gördüğümüz gibi işe yarıyor. Bundan sonra mesela bir Oscar heykeli assam fena olmaz.
 
 
“Üniversite yıllarından beri ünlü olacağımı biliyordum şekerim”
 
* “Yalan Dünya”nın ilk bölümü biter bitmez Twitter’da herkes sizden bahsediyordu. Bu kadar hızlı ünlü olmayı bekliyor muydunuz?
 
Karakterin bu kadar dikkat çekmiş olması enteresan tabii ki. Nurhayat bence de harika bir kadın. Senaryo elime ilk geldiğinde kendi kendime “Ben bu karakteri ne köpürtürüm yahu!” demiştim.
Ünlü olma meselesineyse alışıktım şekerim (Burada canlandırdığı Nurhayat karakterine bürünüyor). Üniversite arkadaşlarıma “Biliyorsunuz ben kamera önüne geçeceğim için şimdiden ünlü sayılırım” derdim. Ama bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum.
 
* İnternete yüklediğiniz videolarla keşfedildiniz.
 
Günümüzde yetenekliyseniz bunu göstermenin yegane yolu internet. Eskiden ajanslara yazılınır, yolda kazara bir yönetmene falan rastlayınca rol kapmak için yalvarılırdı ya, artık bunların yerini internet aldı. Video mu çekersin, yazı mı yazarsın o sana kalmış. Biz “Psikolog” videolarını Facebook’a koyduktan iki ay sonra aradılar. Başka teklifler de geldi ama ben “Ya ben yazarım oynarım ya da Gülse Birsel yazar” demiştim. Şimdi de “Psikolog”u çeken ekip olarak Beyaz Şov’a “Oldu Teşekkürler“ adıyla skeçler hazırlıyoruz.
 
* “Psikolog”da da Nurhayat’a çok benzeyen bir karakteri canlandırıyorsunuz.
 
Tabii ki videodaki kız ile Nurhayat aynı. Gülse hanım da onu aradığı Nurhayat’a yakın bulduğu için beni seçti ama bir oyuncu olarak içim rahat çünkü Nurhayat ile kısıtlı değilim. İnan bana cebimde 80 tane karakter var. Skalam çocuktan uzaylıya kadar uzanıyor. Ha, normal hayatta da hızlı konuşuyorum rolde de. Ama yeri gelir ağzından kerpetenle laf alınan birini de mis gibi canlandırırım.
 
* Komik kadın alışık olduğumuz bir şey değil pek. Az rastlıyoruz. “Komikse güzel değildir” gibi bir algı oluşuyor ya da gereğinden fazla akıllıdır. Siz nasıl bakıyorsunuz bu duruma?
 
Güzel değil ama sempatik derler. Bu da enteresan ama umurumda değil. Ben İzmirliyim, bir dönem dünyanın en kokoş insanıydım, etekler, topuklular, belime kadar sarı saçlar. Hiçbir şekilde çirkin olma ihtimalini yediremiyorsun kendine. Bu İzmir’deki kızlarda vardı. İzmir’de sokağa çık, kadınlar birbirini süzer, herkes rakiptir. Hepsi kokoştur.
Bu rekabeti o kadar çok yaşadım ki yoruldum. Beni sadece güzel olduğum için değil zekam için de sevsinler. Zekayı kattım. Sonra da abimin yanına İstanbul’a geldim altı sene önce. Burada abim biraz çekip çevirdi beni. İlk geldiğimizde Bağdat Caddesi’nden, Nişantaşı’ndan çıkmıyordum; abim adam etti, şimdi Beyoğlu çocuğuyum.
 
 
“Gupse de bir şey mi daha ailede ne isimler var: Betal, Bilan, Nejan...”
 
* “İsmimin anlamını herkes soruyor, ‘canımın içi’ demek. Bizim ailede isimler hep garip zaten. Neşez, Nejan, Janset,
Betal, Bislan, Bilan, Elbruz, ne ararsan var. Çerkez olduğumuz için böyle.”
* “Bir anda çıkınca pat diye düşebilirsin. Travması büyük olur.
O yüzden kendimi havaya sokmuyorum. Ben ‘ünlü oldum artık’ diye. Aksine bakalım, inşallah maşallah diyerek idare ediyorum.”
* “Nurhayat’a benzemiyorum. Evlilik takıntım hiç olmadı. Ama etrafımda iki sene sonraki düğüne masa örtüsü seçmek için kilolarca katalog taşıyan, ortada adam yokken gelinliğini çizen arkadaşlarım var. Benim de erkek arkadaşım var ama evlilik için henüz erken.”
* “Şu an İzmir ve İstanbul arasında mekik dokuyorum. Ama hayalim Ayvalık’a yerleşmek. Birkaç sene içersinde inşallah. Orada bir butik otel açıp bir yandan senaryo yazacağım bir yandan da orada konaklayan insanlarla dostluk kuracağım. Güneş, deniz, doğa, hayvanlar... Ütopyam bu.”
* “Kendimi şu an güzel bulmuyorum pek çünkü saçlarımı rol için koyu renge boyadım. Benim karakterim sarışın. Bir de kilo aldım. 15 kilo fazlam var, vermeye gayret ediyorum.”
* “Boş zamanlarımda DVD izlerim, psikiyatri hakkında kitaplar okurum bir de resim yaparım. Bir de korku filmi hastalığım var, bayılırım.”
 
 
 
“Ailemiz kalabalık. 28 kuzen bir arada büyüdük”
 
* İzmirlisiniz. Çok kalabalık bir ailede büyümüşsünüz...
 
Evet, feci kalabalıktık. 28 kuzen birlikte büyüdük. Bu, gözlem yapma açısından iyi bir şey. Ben bıdı bıdı taklit yapan, esprili bir çocuktum. Çok sosyaldim. Anneannem, babaannem, kuzenler, halalar hepsinin taklidini yapardım. Kadın nüfusunun çok olduğu bir aileydi bizimki. Her cins insan vardı. O curcunanın içinde büyümek oyunculuğuma iyi geldi.
 
* Konservatuar yerine neden Ege Üniversitesi sinema-tv bölümü?
 
Ana başlığım oyuncu olmak değildi. Yönetmenlikti. Senaryo yazmayı seviyorum, yazdıklarımı filme çekmeyi. Ödüllü belgeselim bile var. Babamın hayat hikayesini çektim “Yaman Yaşamışım” adında. Oyunculuğa da yönetmenliğimi geliştirmek için başladım. Şahika Tekand’ın kursuna katıldım. Sonra da çok sevdim ama hâlâ aklım yönetmenlikte o ayrı.
 
* Babanız ne iş yapıyor?
 
Babam avukat ama görsen resmen tiyatrocu. Bir dava anlatıyor, eller kollar havada uçuyor. Hatta Bergama’daki altın madeni davasında köylüleri savunuyordu: Senih Özay. Annem de peyzaj mimarı, o da hareketli bir tip. Evde kavga ediyorlar “Bu kız sana mı çekti bana mı çekti” diye. Hani “Bu yetenek nereden geliyor?” anlamında.

Kaynak: Milliyet

facebook yorumları

haber yorumları

resim yok
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız..
:-) :) :o) :c) :^) :-D :-( :-9 ;-) :-P :-p :-Þ :-b :-O :-/ :-X :-# :'( B-) 8-) :-\ ;*( :-* :] :> =] =) 8) :} :D 8D XD xD =D :( :< :[ :{ =( ;) ;] ;D :P :p =P =p :b :O 8O :/ =/ :S :# :X B) O:)
Kapat