İlk görüşte aşka inanmam

İlk görüşte aşka inanmam
resim yok Editör paylaştı
27 Ekim 2012

 

Ekranın biraz ciddi, biraz hüzünlü ama her zaman güzel ve eskimeyen yüzlerinden Selin Demiratar, All dergisinin yeni kapak güzeli oldu.Demiratar, sezonun konuşulan projelerinden “Huzur Sokağı’nı, özgün giyim stilini ve aşka nasıl mantıklı yaklaşabildiğini anlattı.
 
 
Bunca zamandır sizi tanıyoruz, bir kere bile sansasyon yaratacak bir haberinizi okumadık. Bu size ait bir tercih mi? 
- Ben bu işe 16-17 yaşında reklam oyunculuğuyla başladım. Reklamdan diziye geçiş yaptığım için öyle ani bir popülarite patlaması yaşamadım. Yaşamak da istemezdim zaten. Sahip olduğum kadarı bana yetiyor. Oynadığım dizilerin popülaritesinin üstüne çıkmak istemem hiçbir zaman.
Hayatınızın merkezinde iş mi var?
- Hayatımda bana en çok zevk veren şey işim. O yüzden merkezde diyebilirim. Her yaptığım işte ilk defa kamera karşısına geçiyormuşum gibi hevesli ve mutlu oluyorum.
Büyük kanallarda ilk kez İslami görüntüler içeren bir dizi izliyoruz. Proje size geldiğinde bu durumu nasıl karşıladınız? Çekinceleriniz var mıydı?
- Müslümanlığın o kadar da altı çizilmiyor bence. Dizi ilk yayınlandığında bütün köşe yazarları bunu öyleymiş gibi yazdı ama aslında hikaye son derece güncel. Herhangi bir tarafa vurgu yapmıyor. 101’inci baskısını yapmış bir romanı uyarlıyoruz. Bu kadar okunmuş olmasının nedeni, hikayenin hayatın içinde yer alması, karakterlerin ve hikayelerin gerçekçi olması.
 
İlk defa genç bir kadın oyuncuyu, büyük kanallarda yayınlanan bir dizide türban takarken görüyoruz...
- Hayatımızın içinde eşarp kullanan insanlar da, mini etek giyenler de var. Türkiye mozaiği çok renkli. Ayrıca farklı cinsel tercihleri olan insanlar olduğunu da biliyoruz. Bunlar çok normal.
Evet ama şu an farklı inançlardaki insanların iki uç kutupta değerlendirildiği bir dönemden geçiyoruz. O yüzden daha farklı bir açıdan dikkat çekiyor hikayeniz...
- Belki tam da bu yüzden, farklı kutupların birbirini anlayabilmesi için, şekilcilikten öteye geçmek adına doğru bir projedir. Hikayenin içinde farklı anlam yüklenecek bir fikir olsaydı ben de kabul etmezdim.
Senaryo ilk geldiğinde ne düşündünüz? Bunların konuşulacağını mutlaka tahmin etmişsinizdir.
- Gelgitler tabii ki oldu. Çok düşündüm. Ama hikayenin nasıl işleneceğini az çok ön görebildim çünkü çekecek olan ekibi tanıyordum. Hikayenin siyasi bir tarafa ağırlık verilmeden çekileceğini hissettiğim için bu projede oldum. Ayrıca çok büyük oyuncuların yer aldığı bir proje. Onlar siyasi olarak tepki alacak bir işi çekmezler. Ben de bir oyuncuyum. Her türlü rolü oynarım. Hikaye doğru anlatıldığı sürece sorun yok.
 
Dizide canlandırdığınız Feyza nasıl biri?
- Feyza, maddi durumu iyi bir aileden geliyor. Bugüne kadar her şeyi çok kolay elde etmiş. Oturduğu semtin yoksul mahallesinde oturan bir çocuk var. Eğlence olsun diye arkadaşlarıyla o çocuğu tavlama iddiasına giriyor. Fakat onu kendisine çekmeye çalışırken kendisi çocuğa aşık oluyor. Farklılar. Farklılıklarını biliyorlar. Ama iletişimlerini sürdürebilmek adına birbirlerine ayak uydurmaya çalışıyorlar. Hikayede bir ilişki çatışması var ki bence aşkı yaratan şey de o.
Gerçek hayatta sevdiğiniz kişi için sınırlarınızı ne kadar zorlardınız?
- Bence birisi için değiştiğiniz an, o kişiyi kaybettiğiniz andır. Onun gözündeki çekiciliğinizi kaybedersiniz çünkü. Bir değişim yaşayacaksanız, bunu kendiniz için yapmalısınız. Aşıkken bile kendi fikirlerimle karar veririm, farklı biri gibi görünmeye çalışmam. Öyle bir şey yaptıysam da ancak çocuk yaşlarda yapmışımdır.
Çocukluktan hatırladığınız, aşık olduğunuzda başınıza gelen komik bir anınız var mı?
- Bir çocuk vardı. Platonik aşık olmuştum ama ben aşık olduğum kişilerin yüzüne bakamadığım için onu da sadece bir kere görmüş, bir daha yüzüne bakamamıştım. Artık o ilk bakışta ne gördüysem... Üç yıl sonra ona bir daha baktım ve şok geçirdim. Meğer sivilceli, dişleri ayrık bir çocukmuş. Bütün hayallerim yıkılmıştı.
 
Siz sanki çocukken okulun başarılı öğrencisi, ailenin örnek çocuğu, hep yaşından daha olgun davranan biriymişsiniz gibi bir izlenim veriyorsunuz...
- Çok çalışkan bir çocuktum ama aynı zamanda çok da yaramazdım. Hiperaktiftim. Dizlerim hep yaralıydı. Babam beni sokaklardan toplardı.
Nerede geçti çocukluğunuz?
- Ankara, Adana ve Antalya’da...
Diğer çocuklarla çabuk kaynaşır mıydınız?
- Evet, hayatımın her döneminde çok arkadaşım oldu. Şu anda da çok yakın bir sürü arkadaşım var. Çok farklı tarzlarda arkadaşlarım var, hepsiyle de ayrı eğleniyorum.
 
Özel hayatınızda neler oluyor? Abdullah Oğuz’la ayrıldığınıza dair haberler okuduk. 
- Ayrıldık ama benim için önemli olan, hâlâ konuştuğum, fikir alışverişi yaptığım, hayatımda hep özel yeri olacak biri...
Size sizinle, oyunculuğunuzla ilgili yaptığı en önemli eleştiri neydi?
- Ondan hayatıma da oyunculuğuma da büyük katkısı olan fikirler aldım. Çok zeki biri. Zaten ona olan aşkım hayranlıkla başlamıştı. O yüzden de özel bir yeri var. Türkiye’de birçok sektörden insanın hayatına faydaları dokunmuş biri. Tek cümleyle bana katkılarını anlatamam.
Ne tip erkekleri çekici buluyorsunuz?
- Zeki ve iyi kalpli olması gerek. İlk görüşte aşık olmam. Onunla geçirdiğim zaman ve zekası beni aşık eder.
 
Hayatta neler sizi heyecanlandırır, mutlu eder, yaşama bağlar?
- Birisini mutlu etmek, bir insanın hayatına faydamın dokunması bana farklı bir haz ve keyif veriyor. Hiç tanımadığım biri de olabilir. İnsanların yüzünün gülmesine vesile olmayı seviyorum. Arkadaşlarımla tatile gitmeyi çok seviyorum. İtalyan aileleri gibi yüksek sesle hararetli bir şeylerin tartışıldığı kalabalık aile yemeklerimizi çok seviyorum. Gece kulübünden çok o büyük ve gürültülü yemek sofralarımızda eğleniyorum.
Nasıl göründüğüne önem veren, kendisini giydikleriyle ifade eden bir kadın mısınız?
- Giyinmeyi seviyorum ama üzerine çok düşünmem. Çok hızlı hazırlanırım.
Önemli bir geceye ortalama ne kadar sürede hazırlanırsınız?
- Bir erkekten çok daha çabuk hazırlanırım! Beş ya da 10 dakika.
 
Hayatınızın rotasını değiştiren, dönüm noktası olarak gördüğünüz bir olay var mı?
- Babam asker olduğu için sık sık farklı şehirlere taşınıyorduk ve Ankara’dan Antalya’ya taşındığımızda sırf oyalanacak bir şeyim olsun, canım sıkılmasın diye belediyenin tiyatrosuna yazılmıştım. O gün, farkında olmadan beni oyunculukta bulunduğum yere getiren, hayatımın yörüngesini bu yöne çeviren bir gündü.

facebook yorumları

haber yorumları

resim yok
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız..
:-) :) :o) :c) :^) :-D :-( :-9 ;-) :-P :-p :-Þ :-b :-O :-/ :-X :-# :'( B-) 8-) :-\ ;*( :-* :] :> =] =) 8) :} :D 8D XD xD =D :( :< :[ :{ =( ;) ;] ;D :P :p =P =p :b :O 8O :/ =/ :S :# :X B) O:)
Kapat