“Gönül Dağı’nın en güzel taraflarından biri bence samimiyeti… Setteki o sıcaklık oyuncuya da geçiyor. Çok büyük dramatik duyguların bile abartılmadan, sade ve gerçek oynanabildiği bir dünya var…”
“Şu an için en önemli şey, oynadığım her karakterin bir öncekinden bana yeni bir şey öğretmesi… Yağmur da bunun çok güzel bir parçası oldu. Umarım izleyici de onun hikâyesini benim oynarken hissettiğim kadar içten hisseder…”
Üç yaşında başladığı oyunculuk kariyerini 14 yaşında aldığı ödüllerle taçlandırdı. Genç yıldız Miray Akay, Gönül Dağı’nda Kaya ailesinin güzeller güzeli kızı Yağmur karakteriyle de izleyicilerin beğenisini topladı.
Bozkırın ortasında küçük ama şirin bir kasabada yağmurlu bir günde dünyaya gelen, Veysel ve Cemile’nin ilk göz ağrısı Yağmur’un hikâyesini çok sevdiğini belirten Miray Akay ile Gönül Dağı’nı ve özel yaşamıyla ilgili merak edilenleri konuştuk.
Gönül Dağı gibi çok sevilen ve yedinci sezonuna gelmiş bir dizide yer almak sizin için nasıl bir duygu oldu?
-Gönül Dağı, yıllardır izleyicinin hayatında çok özel bir yere sahip olan, samimiyeti ve hikâyeleriyle insanların kalbine dokunan bir iş. Böyle bir projenin parçası olmak benim için hem çok güzel hem de büyük bir mutluluk.Yağmur gibi duygusal tarafı güçlü, hikâyesi olan bir karakterle bu dünyaya dâhil olmak benim için ayrıca kıymetli.
Teklif geldiğinde ilk düşündüğünüz şey neydi? “Evet, bu rolü oynamalıyım” dedirten ne oldu?
-Senaryoyu ve Yağmur’u okuduğumda ilk hissettiğim şey meraktı. Yağmur’un dışarıdan çok sakin görünen ama içinde büyük bir dünya taşıyan bir karakter olması beni etkiledi. Oyuncu olarak beni farklı duygulara götürecek bir karakter olduğunu düşündüm.
Dizide, yağmurlu bir günde doğduğundan bu ismi alan, evin duygusal kızı Yağmur’u canlandırıyorsunuz. Karakterinizi bir de sizden dinleyebilir miyiz?
-Yağmur çok hassas, duygusal ve sevdiği insanlara çok bağlı bir genç kadın. Ayrıca üniversite mezunu; kültürlü, edebî yanı güçlü bir karakter. Ailesine ve özellikle babasına karşı çok güçlü bir sevgisi var. Duygularını kolayca dışarı vurabilen biri değil; çoğu şeyi kendi içinde yaşayan bir karakter. O yüzden kendini eve kapatmış zaten. O’nun en önemli taraflarından birinin de çok güçlü bir sevgi taşımasına rağmen bunu bazen sessizliğiyle göstermesi olduğunu düşünüyorum.
Yağmur’u ilk okuduğunuzda kendinize yakın bulduğunuz özellikleri oldu mu? Bu role nasıl hazırlandınız?
-Elbette kendime yakın bulduğum tarafları oldu. Ben de insanları ve yaşanan olayları çok gözlemleyen biriyim. Duyguları derinden yaşamak konusunda Yağmur’la ortak noktalarımız olduğunu düşünüyorum.
Hazırlanırken öncelikle karakterin hikâyesini ve yaşadığı olayların onda bıraktığı izleri anlamaya çalıştım. Yağmur’u sadece “üzgün bir karakter” olarak değil, geçmişi, ailesi, hayalleri ve korkuları olan bir insan olarak ele aldım.
Yağmur, babasının ölümünün ardından derin bir yas sürecine giriyor ve uzun zaman evden dışarı çıkmıyor. Siz bu rolü canlandırırken Yağmur’un yaşadığı psikolojiyi yaşadınız mı? Duygularınızı alabilir miyiz?
-Oyunculukta karakterin duygusunu anlamaya çalışmakla o duygunun içinde tamamen kaybolmak arasında bir denge kurmak gerekiyor. Yağmur’un yaşadığı acıyı gerçek bir insanın yaşadığı yas üzerinden anlamaya çalıştım. Benim için önemli olan Yağmur’un yaşadığı kaybı onun hikâyesinin içinde doğru şekilde hissetmekti. Çünkü yas herkes için çok farklı. Yağmur’unki de kendine özgü bir yas..
Bence burada en önemli şey, yas yaşayan insanların “neden hâlâ üzgünsün?” ya da “neden toparlanamıyorsun?” gibi cümlelerle yargılanmaması. Her insanın iyileşme süresi ve biçimi farklı.

Yağmur’a çocukluğundan beri platonik aşk besleyen Öğretmen Ömer, onun hayatı yeniden sevmesi ve mutlu olması için çeşitli yollar deniyor. Yağmur’un bu aşktan haberi yok. Şu anda gizemli adam rolünü oynayan Ömer, aşkını itiraf edebilecek mi?
-Ömer’in duygularını uzun zamandır içinde taşıdığı belli. Fakat Yağmur’un şu an bulunduğu noktada onun için aşkın ne ifade ettiği ve Ömer’in hislerini nasıl algılayacağı da önemli. Ömer’in ne yapacağını ben de izleyiciyle birlikte merak ediyorum diyebilirim. 🙂 Ama aralarında yaşanacakların Yağmur’un hikâyesinde önemli bir yeri olacağını düşünüyorum.
Yağmur’un hayatında aşkın nasıl bir yeri olduğunu düşünüyorsunuz? Ömer, aşkına karşılık bulabilecek mi?
-Ömer’in sevgisi ise çok sabırlı ve sessiz bir sevgi. Yağmur’un bunu ne zaman fark edeceği ve fark ettiğinde ne hissedeceği hikâyenin en güzel taraflarından biri bence ve düşündüğümüzden daha fazla ortak noktaları var 🙂
Canlandırdığınız karakterlere hazırlanırken gerçek hayattan gözlem yaptığınız olur mu? Karakterin içine girmeden neler yaparsınız?
-Kesinlikle gözlem yaparım. İnsanların konuşma biçimleri, sessizlikleri, bir olay karşısındaki tepkileri benim için çok değerli. Bazen sokakta gördüğüm bir insanın küçük bir hareketi bile aklımda kalabiliyor.
Karaktere hazırlanırken öncelikle onun geçmişini anlamaya çalışıyorum. “Bu insan neden böyle davranıyor?”, “Neden bunu söylemek yerine susuyor?” gibi sorular soruyorum. Çünkü karakteri oynamaktan önce onu anlamak gerektiğine inanıyorum.
Gönül Dağı’nın sıcak ve samimi atmosferinde rol almak sizin oyunculuğunuza nasıl yansıyor?
-Gönül Dağı’nın en güzel taraflarından biri bence samimiyeti. Setteki o sıcaklık oyuncuya da geçiyor. Çok büyük dramatik duyguların bile abartılmadan, sade ve gerçek oynanabildiği bir dünya var.
Ben de Yağmur’u oynarken daha sakin, daha içten ve daha küçük detaylarla duygu vermeye çalışıyorum. Bazen bir bakışın ya da bir sessizliğin uzun bir cümleden daha fazla şey anlatabileceğini hissediyorum.
Gönül Dağı oyuncularıyla ilk tanıştığınız gün neler yaşandı? Sette size nasıl bir karşılama yapıldı?
-İlk gün benim için doğal olarak biraz heyecanlıydı. Daha önce çalıştığım oyuncu meslektaşlarım da var bu projede, onları görmek ve tekrar birlikte çalışacak olmak beni hem rahatlattı hem çok mutlu etti 🙂 onun yanı sıra yıllardır izlediğim ve çok uzun zamandır birlikte çalışan bir ekibin arasına giriyorsunuz. Ama düşündüğümden çok daha sıcak bir karşılamayla karşılaştım.
Uzun yıllardır devam eden bir dizinin kadrosuna sonradan dâhil olmak size sorumluluk hissettirdi mi?
-Kesinlikle. Çünkü seyircinin karakterlere ve hikâyelere yıllardır bağlı olduğu bir işten bahsediyoruz. Yeni bir karakter getirdiğinizde onun bu dünyanın içinde doğal bir şekilde yerleşmesi gerekiyor.
Bu nedenle hem kendime hem de karaktere karşı bir sorumluluk hissettim. Ama bunu bir baskıdan ziyade güzel bir motivasyon olarak görüyorum.

Oyunculuğun size hayatta öğrettiği en önemli şey ne oldu?
-İnsanları yargılamadan önce anlamaya çalışmayı öğretti. Çünkü bir karakteri oynarken, normalde belki hiç anlam veremeyeceğiniz davranışların bile arkasında bir sebep olduğunu görüyorsunuz. Bence gerçek hayatta da aynı şey geçerli. Herkesin bilmediğimiz bir hikâyesi var.
Rol bittikten sonra karakterden çıkmak sizin için kolay mı?
-Uzun yıllardır bu mesleği yaptığınız zaman artık düzeniniz oturuyor ve belirli kendinize has metotlarla çalışıyorsunuz. Zamanla bununla ilgili kendi yöntemlerimi geliştirdim. İş bittikten sonra günlük hayatıma dönmek, sevdiklerimle vakit geçirmek, müzik dinlemek gibi şeyler bana yardımcı oluyor.
Türk sinemasında veya televizyonunda örnek aldığınız oyuncular kimler?
-Türk oyunculuğunda çok değer verdiğim ve her izlediğimde başka bir şey öğrendiğim çok fazla oyuncu var. Türkan Şoray, Şener Şen, Haluk Bilginer, Müjde Ar ve Demet Akbağ benim için çok kıymetli isimler arasında. Ama “örnek almak” benim için bir oyuncuyu birebir takip etmekten ziyade, farklı oyunculardan farklı şeyler öğrenmek anlamına geliyor.
Yurt dışında takip ettiğiniz oyuncular veya özellikle beğendiğiniz diziler var mı?
-Yurt dışında da özellikle oyunculuğun doğal ve karakter odaklı olduğu işleri takip etmeyi seviyorum. Cate Blanchett, Meryl Streep, Joaquin Phoenix gibi oyuncuların performanslarını çok etkileyici buluyorum. Dizi tarafında da farklı ülkelerin yapımlarını izlemeyi seviyorum. Özellikle bir hikâyenin farklı kültürlerde nasıl anlatıldığını görmek benim için çok öğretici. Bu konuda Türkiye olarak biz de çok ilerideyiz 🙂
Siz 3 yaşındayken oyunculuğa başladınız. 14 yaşındayken ilk ödülünüzü aldınız. Çok uzun yıllardır sanat dünyasının içindesiniz. Çocuk Miray’la genç kız Miray’ı kıyasladığımızda ne gibi değişiklikler oldu hayatınızda?
-Çocuk Miray oyunculuğu çok daha farklı yaşıyordu. Sete gidiyor, oynuyor ve bundan büyük bir keyif alıyordu. O günlerde ona daha çok güzel vakit geçirmek ve oyunlar oynamak gibi geliyordu. Şimdi ise oyunculuğun ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu daha iyi anlıyorum.
Çocukken daha cesurdum belki; çünkü hata yapmaktan korkmuyordum. Büyüdükçe insan daha fazla düşünüyor, daha fazla sorguluyor. Ama içimdeki oyunculuk sevgisinin değiştiğini düşünmüyorum. Hâlâ sete girdiğimde o ilk heyecanı hissediyorum. Hatta bazen küçük Miray’ın duygularının geri geldiğini bile hissediyorum 🙂
Eleştiriler oyunculuğunuzu geliştirmenize yardımcı oluyor mu, yoksa zaman zaman moralinizi etkiliyor mu?
-Eleştirinin kendisinden çok nasıl yapıldığı önemli. Gerçekten oyunculuğuma dair yapıcı bir eleştiri varsa onu dinlemeye çalışıyorum. Çünkü insan kendisini her zaman dışarıdan gördüğü kadar objektif değerlendiremeyebilir.
Tabii ki sosyal medyada söylenen her şeyi üzerime almıyorum. Her yorumun bir ağırlığı olduğunu düşünürsek insan bir süre sonra kendi sesini duyamaz hale gelebilir.
Sosyal medyayla aranız nasıl? Hakkınızdaki yorumları takip eder misiniz? Olumsuz yorumlara cevap verir misiniz? Sizi sosyal medya çok etkiler mi?
-Sosyal medyayı seviyorum çünkü izleyiciyle doğrudan iletişim kurabilmek çok güzel. Beni küçüklükten beri takip eden ve saygı duyan çok güzel bir kitlem var. Onlara da teşekkür etmiş olayım buradan. İyi ki varsınız. Olumsuz yorumların hepsi aynı değil. Bazıları gerçekten eleştiri, bazıları ise sadece bir tepki. Bunları ayırmayı öğrendim. Her söylenene cevap vermenin gerekli olmadığını düşünüyorum. Özellikle oyunculukla ilgili bir iş yapıyorsanız, bazen en doğru cevap çok çalışmak ve yeni bir iş ortaya koymaktır.
Çocukluğunuzdan bu yana büyük bir tutkuyla ve severek yaptığınız mesleğinizle ilgili hayalleriniz neler? Miray Akay’ın oyunculukla ilgili kariyer planları nelerdir?
-Oyunculukta kendimi hiçbir zaman tek bir ülke ya da tek bir türle sınırlamak istemiyorum. Türkiye’de çok güzel hikâyelerin içinde yer almaya devam etmek isterken, uluslararası projelerde de kendimi görmek istiyorum. Geçen sene bir Rus projesinde yer aldım. Ailemden bir kısmının yabancı olmasına rağmen beni Türkiye’de yaptığım işlerle tanıyor olmaları ve tamamen Türk olarak tanımlıyor olmaları beni çok gururlandırıyor. Farklı dillerde çalışmak, farklı yönetmenlerle ve oyuncularla aynı sette olmak ve kendimi başka kültürlerin hikâyelerinde de sınamak istiyorum. Sinema benim için ayrıca çok özel bir alan ve ileride daha fazla sinema filmi yapmak istiyorum. Ama şu an için en önemli şey, oynadığım her karakterin bir öncekinden bana yeni bir şey öğretmesi. Yağmur da bunun çok güzel bir parçası oldu. Umarım izleyici de onun hikâyesini benim oynarken hissettiğim kadar içten hisseder.
