İzleyicilerin tam yedi sezondur her hafta sonu TRT 1 ekranlarında ailece seyrettiği Gönül Dağı’nda Ramazan Mete’yi canlandıran Kerem Alp Kabul, başarılı oyunculuğuyla büyük beğeni topluyor. Annesi ve babası Almanya’ya gidince dedeleri ve Kaya ailesinin yanında Gedelli’de kalan, amcaoğulları Ali ve Yusuf’la babalarının izinden giderek icatlar yapmaya başlayan Ramazan Mete, sevimli, esprili, duygusal karakteri ve sıra dışı davranışlarıyla büyük ilgi görüyor.

Yeni sezonun ilk bölümünde izleyicilerin gözdesi olan Ramazan Mete’yi canlandıran Kerem Alp Kabul ile hem Gönül Dağı’nı hem de özel yaşamıyla ilgili merak edilenleri konuştuk.
“Gönül Dağı” sizin için nasıl bir projeydi ve Ramazan Mete rolü ilk teklif edildiğinde neler hissettiniz?
-“Gönül Dağı”, severek takip ettiğim, hikâyesine ve atmosferine bayıldığım bir işti. Bu dizide oynama teklifi askerliğimi yaparken geldi. Çok heyecanlandım. Oradaki komutanlarıma ve arkadaşlarıma bahsettiğimde onların da çok heyecanlandığını gördüm. Herkes tarafından sevilen ve takip edilen bir iş olduğunu orada çok daha net anladım.
Diziyi daha önce izliyor muydunuz? “Gönül Dağı” denildiğinde aklınıza ilk hangi karakter geliyordu?
-Fırsat buldukça izliyordum. Tabii ki Ramazan Kaya demem sizi şaşırtmayacak. 🙂 Ancak tüm karakterler çok spesifik ve biricik. Ciritçi Dede, Taner, Selami, Sefer… Hepsi hikâyelerini severek takip ettiğim, orijinal karakterler.

Gönül Dağı’nın en sevilen karakterlerinden, Almanya’ya giden Ramazan ve Asuman’ın oğlu Ramazan Mete’yi canlandırıyorsunuz. Ramazan Mete karakterini bir de sizden dinleyebilir miyiz?
-Ramazan Mete, hayata her zaman pozitif bakan, umut dolu bir genç. Sevdikleri için her türlü maceraya gözünü kırpmadan atılan, yeri geldiğinde onların dertlerini kendisinin önüne koyan sevecen biri. Aynı zamanda çok zeki. Üniversiteye gidememiş ama bunun sebebi aslında sınava saatinde yetişememesi. Belki de onun gibi birinin Gedelli’de kalması gerekiyordur. O da bunun farkında olduğu için sınavlara geç kalıyordur.
Babasını ve annesini çok seven, onların ayrılığının acısını yüreğinde hisseden ve neşesi, eğlenceli yapısıyla bunu belli etmeyen Ramazan Mete ile sizin karakteriniz arasında benzerlikler var mı?
Ben de üzüntümü ve gönül kırgınlıklarımı çok kolay belli eden biri değilim. Özellikle insanların yanında biraz daha güçlü ve neşeli kalmayı tercih ediyorum. Ramazan Mete de yaşadığı her şeye rağmen hayata karşı pozitif durmaya ve çevresindeki insanlara umut vermeye çalışıyor. Bu yönüyle birbirimize benzediğimizi düşünüyorum.
Sizce Ramazan Mete babasının hangi özelliklerini almış?
-Her insan biraz babasına, annesine benzer. Ramazan Mete ise babasını kendisine rol model olarak almış. Onun gibi güldürmeye, neşelendirmeye, onun gibi sevmeye çalışıyor. Bence bunda da oldukça başarılı oluyor.

İzleyiciler sizi ilk gördüğünde Ramazan karakteriyle olan fiziksel benzerliğinizi konuştu. Aslında sadece fizik olarak değil, davranış ve hâl hareket olarak da Ramazan Kaya’yı çok andırıyor Ramazan Mete. Siz bu benzetmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Dizide daha önce başarılı olmuş bir karakterle kıyaslanmak sizde tedirginlik uyandırıyor mu?
-Dediğiniz gibi, bu kadar başarılı olmuş ve insanlar tarafından çok sevilen bir karakterle kıyaslanmak büyük bir sorumluluk. Ben bunun farkındaydım ve açıkçası ilk başta biraz tedirgin oluyordum. Ancak seyircimiz sağ olsun, Ramazan Mete’yi de bağrına bastı. Ben de elimden geldiğince karaktere sahip çıkmaya, senaristlerimiz ve yönetmenlerimizin katkılarıyla Ramazan Mete’yi çeşitlendirmeye ve kendi hikâyesini kurmasına çalışıyorum.
Karaktere hazırlanırken şive çalışması yaptınız mı?
-Tabii ki yaptım. Hâkim olduğum bir şive olmasına rağmen karakterin dünyasına ve hikâyenin atmosferine doğru şekilde hizmet etmesi için üzerine özellikle eğildim.
Dizinin yıllardır oluşmuş güçlü bir izleyici kitlesi var. Böyle bir yapıya yeni katılmak üzerinizde baskı oluşturdu mu?
-Üzerimde hiç baskı oluşturmadı desem yalan olur. Bunca yıldır başarıyla devam eden, geniş bir izleyici kitlesi olan bir diziye bu kadar iddialı bir karakterle girmek, “Acaba beni de severler mi?” sorusunu aklıma getirdi. Ancak az önce de söylediğim gibi, seyircimiz Ramazan Mete’yi çok sevdi. Ben de bu sevginin karşılığını her sahnede, her bölümde elimden geldiğince vermeye çalışıyorum.

Yedinci sezon ilk bölüm sonunda “Gönül Dağı” izleyicilerinden ne gibi tepkiler aldınız?
-İnanın, hep çok güzel ve olumlu yorumlar aldım. Çekim yaptığımız Sivrihisar’da bizi görmeye gelen izleyicilerimiz de oluyor. Onlar da Ramazan Mete’yi sevdiklerini ve beğendiklerini söylediler. Böyle bir karşılık görmek benim için gerçekten büyük bir şans.
Sosyal medyayla aranız nasıl? Olumlu ya da olumsuz yorumlara cevap veriyor musunuz?
-Sosyal medyayla aslında aram çok iyi değildi. Ancak artık daha aktif olmaya çalışıyorum. Günümüzde bizim sektörümüz için de çok önemli bir hâle geldi sosyal medya. Bizim de bunu görmezden gelmememiz ve mümkün olduğunca seyircimizle bu vasıtayla temas kurmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Yorumları da tabii ki elimden geldiğince okumaya çalışıyorum. Kendi postlarımın altındaki yorumları okuyup beğeniyorum, bazen cevap verdiğim de oluyor.
Ramazan Mete, çocukluğundan itibaren Selin’e aşık. Selin de önceleri çok tepkili olduğu gence karşı bir şeyler hissetmeye başlıyor gibi duruyor. Ancak Selin’in ailesi bu birlikteliğe şiddetle karşı. Bozkırdaki bu aşk imkânsız bir aşka mı dönüşecek? Yoksa Ramazan Mete babası gibi aşkı için engelleri aşarak sevdiğine kavuşabilecek mi?
-İmkânsız aşk bence bizim Kaya ailesinin bir genetiği. Tabii ki Ramazan Mete, aşkı için engelleri aşmak ve sevdiğine kavuşmak için elinden geleni yapacaktır. Umarım bu kadar büyük bir çaba ve sevginin karşılığı da olur, birlikte göreceğiz.

Küçük amcaoğulları Ali, Yusuf ve Ramazan Mete üçlüsü, yeni dönemde nasıl bir hikâye yazacaklar? Babalarının ellerinden giden şirketi geri alıp büyük icatlar yapabilecekler mi? Sizin tahmininiz nedir bu konuda?
-Aralarındaki güçlü bağ sayesinde onlar da babaları gibi kendi hikâyelerini yazabilirler. Yeni açtıkları şirketi büyütüp, tıpkı TVR gibi büyük icatlara ve başarılara imza atabileceklerine inanıyorum.
Oyunculuk sizin için ne zaman bir meslekten öte, bir tutkuya dönüştü? Tiyatro eğitiminizin kamera önü oyunculuğunuza en büyük katkısı ne oldu?
-Ben çok küçükken başladım oyunculuğa. Kafamda daha herhangi bir meslek yapma dürtüsü bile yokken, 8 yaşımda ilk kez sahneye çıktığım anda bunun benim için bir tutku olduğunu anladım. Sonrasında, daha lisedeyken Bursa Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladığımda bunun benim için bir meslek olabileceğini fark ettim. Küçük yaşlardan beri işin mutfağından yetişmek ve kendimden yaşça büyük hocalarımla tiyatro sahnesinde olmak, eminim ki hem kamera önündeki Kerem Alp’e hem de sosyal hayatımdaki Kerem Alp’e çok şey kattı.
Siz felsefe ve tiyatro eğitimi almış bir oyuncusunuz. Felsefenin oyunculuğunuza nasıl katkıları oluyor?
-Felsefe bana en çok sorgulamayı ve insanı anlamaya çalışmayı öğretti. Bir karakteri oynarken sadece “Ne yapıyor?” diye değil, “Bunu neden yapıyor?” diye düşünmeye başlıyorum. Korkuları, arzuları, çelişkileri neler, dünyaya nasıl bakıyor… Bunları anlamaya çalışmak karakterle daha güçlü bir bağ kurmamı sağlıyor. Bir de felsefe bana insanları hemen yargılamak yerine anlamaya çalışmayı öğretti. Oyunculukta da bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü her karakterin kendi içinde haklı olduğu bir yer var ve benim işim biraz da o yeri bulmak.

“Bu rol benim için dönüm noktası oldu” dediğiniz bir proje var mı?
-Yer aldığım her proje ve canlandırdığım her karakterin bende yeri ayrı. Ama özellikle birini söylemem gerekirse sanırım “UFO” filminde oynadığım Gökhan karakteri. O güne kadar oynadığım en ciddi roldü. Film yayınlandıktan sonra görüşmeler ve gelen teklifler artmaya ve benim için önümün daha çok açıldığı bir yolculuk olmaya başladı. Ancak Ramazan Mete karakterinin de benim için önemli bir dönüm noktası olacağına inanıyorum.
Komedi mi, dram mı? Hangisi sizi oyuncu olarak daha çok besliyor?
-Her ikisi de diye cevap vermek istiyorum. Ancak komedi oynarken karakterin alanının daha açık olması, kendimden daha fazla şey katabilmemi sağlıyor. Bir de çalışırken eğlenmeyi çok seviyorum.
Oyunculuk kariyerinizde kendinize koyduğunuz en büyük hedef nedir?
-Tabii ki her oyuncu gibi, büyük film festivallerinde hem yaptığım projeleri hem de ülkemi temsil etmek ve ödüller almak en büyük hedeflerimden biri. Bunun için çok çalışıyorum. Bir de oynadığım rollerin çeşitliliğine, canlandırdığım her karakterin biricik ve birbirinden farklı olması için özen gösteriyorum. Bunu başarabilirsem kendi adıma çok büyük keyifli bir yolculuk olur.

Ekranda neşeli ve enerjik bir Ramazan Mete görüyoruz. Peki Kerem Alp Kabul’un gerçek hayattaki hâli nasıl? Sizi en kolay ne güldürür? Arkadaş çevrenizde de esprileriyle öne çıkan kişi siz misiniz?
-Ben de hemen hemen Ramazan Mete kadar neşeliyim. Beni yapılan iyi şakaların hepsi güldürür. Arkadaş çevremde de böyle olduğumu kendimce düşünüyorum ama tabii bunu onlara sormak gerekir.
Set dışında Kerem Alp Kabul’ü nerede bulabiliriz? Tiyatro, sinema, kitap, müzik… Günlük hayatınız nasıl geçiyor? Hobileriniz neler?
-Set dışında zamanımın çoğunu evimde geçirmeyi seviyorum. Kitap okuyorum, oyun oynuyorum, dizi ve film izliyorum. Kedim Muhlis’le vakit geçiriyorum. Fırsat buldukça eşimle konserlere gitmeye çalışıyoruz.
Kısa bir süre önce evlendiniz. Evlilik nasıl gidiyor? Eşinizle uzak kalmak zor oluyor mu?
-Evlilik çok güzel gidiyor. Biz üniversite zamanında tanıştık. Çok uzun zamandır beraberiz ve aslında çok iyi arkadaşız. Bu sayede ilişkimizin hangi safhasında olursak olalım, birlikteliğimizi en güzel hâliyle yaşamaya çalışıyoruz. Uzakta olmak elbette ki zor oluyor. Özlem insanı biraz vuruyor. Ama üstesinden gelmeye çalışıyoruz.









