Yedinci sezonuna yeniliklerle ve usta sanatçı kadrosuna eklenen genç oyuncularla giren Gönül Dağı, her hafta Cumartesi akşamları ilgi odağı olmaya devam ediyor.

Yeni sezonun en çok ilgi çeken karakterlerinden biri olan Yusuf Kaya’yı başarıyla canlandıran Berke Acar, çocukluğundan bu yana dizilerde rol alan geleceği parlak bir oyuncu… Berke Acar ile yeni projesi Gönül Dağı’nı, Yusuf’u ve özel hayatıyla ilgili merak edilenleri konuştuk.

Daha önce yine TRT 1’de yayınlanan Ege’nin Hamsisi dizisinde oynamıştınız. Gönül Dağı’nda Yusuf rolünü canlandırmanız teklif edildiğinde sizi en çok heyecanlandıran ne oldu?
-Evet, bu benim ikinci projem ve yeniden TRT 1’de aynı ekiple çalıştığım için çok mutluyum. Önceki projemde de oynarken büyük keyif almıştım. Gönül Dağı’ndan teklif geldiğinde ise ayrıca heyecanlandım. Çünkü Yusuf, hem hikâyesi hem de psikolojik derinliği açısından çok özel bir karakter. Hayatının çok zor bir döneminden geçiyor. Bir yandan kendi içindeki acılarla mücadele ederken, diğer yandan annesine ve ablasına sahip çıkmaya, onları ayakta tutmaya çalışıyor. Tam da böyle bir dönemde karşısına çıkan birine karşı duygular beslemeye başlaması, onun hayatında yeni bir kapı aralıyor. Bu sevda, Yusuf’un yeniden hayata tutunmasında önemli bir rol oynuyor. Birbirinden farklı ve yoğun duygular arasında gidip gelen, her sahnesinde keşfedilecek yeni bir tarafı olan bir karakter. Beni en çok heyecanlandıran da Yusuf’un bu kadar farklı duyguları aynı anda içinde barındırması oldu.
-Cemile ve Veysel’in oğlu Yusuf karakterini bir de sizden dinleyebilir miyiz? Yusuf karakterini ilk okuduğunuzda onda sizi etkileyen özellik neydi? Onun en güçlü ve en zayıf tarafları sizce nelerdir?
–Gönül Dağı’nı zaten izliyordum ve dizinin hikâyesine hâkimdim. Yusuf’un hikâyesini ilk okuduğumda çok etkilendim. Ancak karakteri daha derinlemesine inceleyip onun dünyasına girdikçe Yusuf beni çok daha fazla etkiledi. Dışarıya, özellikle tanımadığı insanlara karşı agresif ve mesafeli bir tavrı var. Fakat ailesinin ve amcaoğullarının yanındayken çok daha sevimli, samimi ve bambaşka bir Yusuf görüyoruz. Sanki kendisini dış dünyaya kapatmış, kendi dünyasında yaşamayı tercih eden biri. Bence en güçlü yanı, ailesi dışında kimseden korkmaması ve yaşadığı bütün zorluklara rağmen hayata karşı güçlü durmaya çalışması. En zayıf yanı ise sevdası… Çünkü sevdiği insan için her şeyi yapabilecek bir noktada. Ama bunu bir zayıflıktan çok, kalbinin temizliğine ve iyi niyetine bağlıyorum. Sevdiği zaman gerçekten bütün kalbiyle seviyor.
-Yusuf’un hayata bakışıyla sizin hayata bakışınız arasında benzerlikler var mı? “Yusuf’un yerinde olsam ben ne yapardım?” dediğiniz bir sahne oldu mu?
-Bazı konularda Yusuf’la benzer olduğumuzu düşünüyorum. Ben de hayata karşı güçlü durmaya çalışan, kolay kolay pes etmeyen ve hemen yenilmeyen bir karaktere sahibim. Elbette Yusuf’un yaşadıkları ve hayata bakışı benimkinden farklı. Onu oynarken bazen annesine sinirlendiği sahnelerde içimden “Yapma Yusuf, anneni üzme.” dediğim oluyor. Ama karakterin yaşadıklarını, içinde biriktirdiği duyguları ve hikâyenin gerekliliklerini düşündüğümde o tepkiyi vermesinin nedenini anlıyorum. Bir oyuncu olarak benim için önemli olan, kendi düşüncelerimi karaktere dayatmak yerine Yusuf’un neden öyle davrandığını anlamak ve onu en doğru şekilde yansıtmak.

-Karakterinize nasıl hazırlanırsınız? Rolünüzü oynarken kendinizden bir şeyler kattığınızı düşünüyor musunuz?
-Sahneye hazırlanmadan önce Yusuf’un kendi içinde neler yaşadığını, hangi zorluklardan geçtiğini ve o noktaya nasıl geldiğini kendime tekrar hatırlatıyorum. Çünkü bir sahnede verdiği tepkiyi anlayabilmek için yalnızca o anı değil, o ana kadar yaşadığı her şeyi de düşünmek gerekiyor. Kendimden ziyade Yusuf’un hayatına odaklanıyor, olaylara onun gözünden bakmaya çalışıyorum. O an ne hissederdi, ne düşünürdü, neden böyle davranırdı diye sorguluyorum. Böylece sahneye kendi duygularımdan çok Yusuf’un dünyasından yaklaşmaya ve karaktere yeni şeyler katmaya çalışıyorum.
–Yusuf’la gerçek hayatta karşılaşsanız arkadaş olur muydunuz? Size bir konuda akıl danışsaydı ona ilk söyleyeceğiniz şey ne olurdu?
-Yusuf’la arkadaş olmak isterdim ama açıkçası ilk başlarda öfkesinden biraz çekinebilirdim. Çünkü insanlara karşı sert bir duruşu var ve onu tanımak zaman alabilir. Ama bir kez yakınlaştığımızda beni seveceğini de düşünüyorum. 🙂 Ona söyleyeceğim ilk şey, “Sevdana devam et ama biraz yavaş ol, acele etme. Şunu da unutma, o sevda sana iyi geliyor.” olurdu. Çünkü Yusuf’un hayatında ilk defa kendisini yeniden hayata bağlayan, ona başka duygular yaşatan birisi var. Bunun kıymetini bilmesini isterdim.
-Amcaoğulları bozkırda küçük bir kasabada babalarının izinden giderek icatlar yapmaya çalışıyor. Hayallerinin peşinden giderek, engellerle ve zorluklarla mücadele ederek büyük başarılara imza atan bu gençlerle hiç karşılaştınız mı? Bu gençlerin sizce ne gibi desteklere ihtiyacı var?
– TEKNOFEST’e gittiğimde icatlar yapmaya çalışan, hayallerini gerçekleştirmek için emek veren çok yetenekli genç kardeşlerimi ve büyüklerimi gördüm. Bir şeyler üretmek için gösterdikleri çaba ve heyecanları beni gerçekten mutlu etti. İnsanların hayallerinin peşinden gitmesine, yeni şeyler üretmek için uğraşmasına şahit olmak çok güzel. Bence bir hayalin gerçekleşmesinden önce ona inanmak ve o yolda emek vermek de başlı başına çok değerli.

-Gönül Dağı, günümüz dizilerinden çok farklı bir formatta. Bu dizide silahlar patlamıyor, intikam uğruna insanlar öldürülmüyor. Yasa dışı olaylar normalmiş gibi gösterilmiyor. Günümüzde özellikle gençlerde ve çocuklarda yaşanan büyük sorunlar, akran zorbalığı, şiddet vb. konularda bu dizilerin ve sosyal medyadaki bazı yayınların etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
-Bizim dizimiz gerçekten çok farklı ve çok özel. Aile olmayı, dostluk kurmayı, sevmeyi ve hayallerinin peşinden gitmeyi anlatıyor. Üstelik bunları yalnızca anlatmakla kalmıyor, izleyiciye de hissettiriyor. Bence bugün dünyamızın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de bu değerler. İnsanların birbirine sahip çıkmasını, hayallerinden vazgeçmemesini ve sevginin gücünü görmek çok kıymetli. Böyle bir hikâyenin parçası olmaktan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum ve bunun için gerçekten mutluyum.
-Oyunculuk sizin için çocukluk hayali miydi, aileniz bu meslek için size destek oldu mu? Ailenizde başka sanatçı var mı?
-Aslında ben çocuk yaşta bu sektöre adım attım. Yine TRT 1’de yayınlanan Yeşil Deniz dizisinde iki yıl boyunca, 12 yaşımdayken rol aldım. Oyunculukla tanıştıktan sonra da bu mesleği yapmayı istediğimi fark ettim. Yani bir anlamda bu sektörün içine girdikten sonra hayalini kurmaya başladım diyebilirim. Bu süreçte ailemin desteği benim için çok önemliydi. Her zaman yanımda oldular, bana inandılar ve bu yolda ilerlememi çok istediler. Onların desteğini hissetmek bana her zaman güç verdi. Bu yüzden aileme ayrıca teşekkür ediyorum. Ailemde benden başka sanatçı yok ama belki ileride ailemden başka sanatçılar da çıkar. Belli mi olur?
-Çocuk yaşlardan itibaren kamera karşısındasınız. Kamera karşısındaki ilk deneyiminizi hatırlıyor musunuz? O gün neler hissetmiştiniz?
-Tabii ki hatırlıyorum. İlk sahnem hâlâ dün gibi aklımda. Benim için çok heyecanlı, bir o kadar da güzel bir başlangıçtı. O yaşta böyle bir deneyimin içinde olmak benim için çok kıymetliydi. Bugün geriye dönüp baktığımda, o günlerin oyunculuk yolculuğumda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu daha iyi anlıyorum. Küçük yaşta başlayan bu yolculuğun bugün Gönül Dağı gibi büyük bir projeyle devam etmesi beni ayrıca mutlu ediyor.

-Gönül Dağı’nın yıllardır bu kadar sevilmesinin sırrı sizce nedir? Dizinin sıcak aile atmosferi sizi de etkiliyor mu?
-Bence Gönül Dağı’nın bu kadar sevilmesinin en önemli nedenlerinden biri, samimi ve sıcak bir aile hikâyesi anlatması. Dizide gençlerin hayallerinin peşinden gitmesini, bir şeyler üretmek için çabalamasını ve sonunda emeklerinin karşılığını alma mücadelesini izliyoruz. Bu yolculuk yalnızca karakterleri değil, seyirciyi de heyecanlandırıyor ve insanlara kendi hayallerinin peşinden gitmeleri için ilham veriyor. Ben de diziyi izlerken bunlardan etkileniyordum. Şimdi ise bu hikâyenin bir parçası olmak, anlattığımız duyguları ve değerleri daha yakından hissetmemi sağlıyor. Sanırım izleyiciyle kurulan bu samimi bağın temelinde de tam olarak bu var.
-Sizce Yusuf aşkta cesur mu, yoksa duygularını içinde yaşayan biri mi? Yusuf ve Aslı, bozkırda güzel bir aşk hikayesinin kahramanları olacak mı sizce?
-Yusuf için aşkta tam anlamıyla cesur diyemem. Çünkü günlük hayatında düşüncelerini insanlara rahatlıkla söyleyebilen, gerektiğinde herkese karşı durabilen biri olmasına rağmen konu duygularına gelince biraz içine kapanıyor. Hislerini açıkça dile getirmek yerine kendi içinde yaşamayı tercih ediyor. Yani bir bakıma herkese karşı cesur ama aşk karşısında dili tutulan biri. Bu yüzden Yusuf’u yarı cesur, yarı duygularını içine atan biri olarak tanımlayabilirim. Yusuf ve Aslı’nın bozkırda güzel bir aşk hikâyesinin kahramanları olup olmayacağını ise hep birlikte izleyip göreceğiz.
-Dizide diğer amcaoğullarınız Ali ve Ramazan Mete ile sosyal medyada çok sıcak samimi görüntüleriniz yer alıyor. Çok iyi arkadaş dost oldunuz sanırım. Daha önce tanışıyor muydunuz? Özel hayatınızda da görüşüyor musunuz?
-Evet, biz üç amcaoğlu olarak birbirimizi gerçekten çok seviyoruz. Sette birlikte çok eğleniyor, güzel vakit geçiriyor ve yaptığımız işten büyük keyif alıyoruz. Zamanla sette kurduğumuz bu bağ özel hayatımıza da yansıdı. Artık yalnızca set ortamında değil, dışarıda da birlikte vakit geçiriyoruz. Bir araya gelip Gönül Dağı’nı izliyor, çeşitli aktiviteler yapıyor ve bol bol eğleniyoruz. Kerem ve Yağız’la aynı projede yer almak, onlarla bu yolculuğu paylaşmak benim için büyük bir şans. İkisiyle de çalışmaktan dolayı çok mutluyum. Aramızdaki bu samimiyetin ekrana da yansıdığını düşünüyorum.

-Kamera arkasında yaşadığınız ve seyirciye anlatmak istediğiniz komik bir anınız var mı?
-Aslında birlikte çektiğimiz sahnelerin çoğunda çok eğleniyoruz. Gerçekten çok komik sahnelerimiz oluyor. Benim için neredeyse her sahnemiz ayrı bir anı. Bazen sahnenin kendisi, bazen çekim sırasında yaşadıklarımız bizi çok güldürüyor. Bu yüzden içlerinden yalnızca birini seçmek zor. Birlikte çalışırken bu kadar eğlenebilmek de işimizi daha keyifli hâle getiriyor. Sanırım ileride geriye dönüp baktığımda, bu sette yaşadığımız güzel anların hepsini büyük bir mutlulukla hatırlayacağım.
-Berke Acar’ı set dışında nasıl biri olarak tanımlarsınız? İşiniz dışında sizi en çok ne mutlu eder? Yoğun çalışma temposunda kendinize ayırdığınız zamanlarda neler yapıyorsunuz?
-Set dışında da amcaoğullarıyla vakit geçirmeyi, sevdiklerimle bir arada olmayı ve eğlenmeyi seven biriyim. Aynı zamanda işime bağlıyımdır; yaptığım işi en iyi şekilde gerçekleştirmek benim için önemli. İş dışında beni en çok mutlu eden şeylerden biri sevdiklerimle vakit geçirmek. Setin dışında yaşadığımız güzel anları onlarla paylaşmayı, sohbet etmeyi seviyorum. Yoğun çalışma temposunda kendime zaman ayırabildiğimde spor yapıyor, oyun oynuyor ve dinlenmeye çalışıyorum. Onun dışında genellikle setteyim.
-Sosyal medyayla aranız nasıl? Hayranlardan aldığınız ve unutamadığınız bir mesaj oldu mu? Yorumlara cevaplar verir misiniz?
–Gönül Dağı sayesinde sosyal medyayla daha aktif bir ilişkim olmaya başladı. Dizimizin çok güzel ve geniş bir izleyici kitlesi var. Bu nedenle izleyicilerimizden çok fazla mesaj ve yorum alıyorum. Mümkün olduğunca hepsini okumaya çalışıyorum. Beni mutlu eden şeylerden biri, insanların karakterle ve hikâyemizle ilgili düşüncelerini paylaşması. Sosyal medyada daha aktif olmamın en önemli sebebi de bu güzel izleyici kitlemiz diyebilirim. Yorumlarını okumayı gerçekten seviyorum. O yüzden yazmaya devam etsinler, ben takipteyim.

-Önümüzdeki yıllarda kendinizi nerede görmek istiyorsunuz? Sinema, dijital platformlar, tiyatro… Özellikle gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?
-Önümüzdeki yıllarda kendimi bir sinema filminde görmeyi çok isterim. Çünkü sinemanın kendine özgü bir atmosferi, anlatım dili ve heyecanı olduğunu düşünüyorum. Bir sinema filminde yer almak, farklı bir hikâyenin içinde başka bir karaktere hayat vermek benim için çok güzel bir deneyim olur. Elbette kendimi geliştirmek, farklı karakterleri canlandırmak ve oyunculuk yolculuğumda yeni deneyimler kazanmak da istiyorum. Sinema filmi yapmak, hayallerim arasında önemli bir yere sahip. Umarım ilerleyen yıllarda bu hayalimi de gerçekleştirebilirim.











