Özcan Bey ile kötü ayrılmadık

Özcan Bey ile kötü ayrılmadık
resim yok Editör paylaştı
04 Ekim 2012

 

Ayşe Kulin’in “Veda”sı dizi oldu, romanın önemli karakterlerinden Mehpare de Fahriye Evcen’e emanet edildi. Güzel oyuncuyla dizi için kurulan platodaki prefabrik kulisinde buluştuk, 1920’li yılların İstanbul’unu ekrana taşıyan “Veda”yı ve eski sevgilisi Özcan Deniz’le birlikte rol aldığı “Evim Sensin” filmini konuştuk.
 
 
Veda” hayırlı olsun öncelikle. İlk bölümü izlediğinizde nasıl buldunuz?   
 
- Hayırlı olmuş gibi duruyor. İlk gösterimde bayağı güzel tepkiler aldık. Ben kendimi her zaman kritik yaparak izlerim. Kendimi bir kenarda tutarsam, işin genelinde bir kusur bulamadım. Bütün ekibi ayakta alkışlayacağım bir iş olmuş. 
   
Neden kendinizi ayrı tutuyorsunuz?      
 
- Kendimi izlerken hep “Burası böyle olmuş, şurası şöyle olmuş” diye kusurlar bulurum. Rolüne aylarca, senelerce de çalışsan kendini izlerken bir kusur buluyorsun. “Yaprak Dökümü”nde oynarken de beş yıl boyunca sürmüştü bu durum bende. 
 
Veda” romanının yazarı Ayşe Kulin, ilk gösterimde diziyi çok beğendiğini söylemişti. Siz görüşebildiniz mi kendisiyle? Nasıldı ilk intibası?
 
- Ben de nasıl bulduğunu sordum. O kadar önemli ki onun görüşleri. Bu işin yaratıcısı ve biz kafasındaki dünyayı ona yeniden sunuyoruz. Konuşmamızda, yarattığı karakterleri dizide gördüğünü, bazılarının özelliklerinin biraz farklı olduğunu ama bir çerçeve içerisinde bütün olmalarından çok memnun olduğunu söyledi. Ben de bir “oh” çektim. O an Ayşe Kulin’den bunu duymak rahatlatıcıydı. 
 
 
Romanı okumuş muydunuz?
 
- Okumamıştım. Proje gelir gelmez gönderdiler. Kitabı okudukça ve Mehpare hakkında bilgi edinmeye başladıkça içimden bir ses “Daha fazla okuma” dedi. Mehpare’li kısımları atlayarak okudum romanı. 
 
Neden?
 
- Kitabı bitirirsem kafamda yarattığım kendi Mehpare’mle ilgili karmaşa yaşayabilirim diye düşündüm. Bir de “Bu senaryoda mıydı, romanda mıydı?” gibi çelişkiler yaşamaya başlamıştım, bıraktım. Mehpare hakkında yeterli bilgiyi bana senaristim ve yönetmenim verdi zaten. Oynadığım kadarıyla doğru yansıttığımı düşünüyorum. 
 
Konağın iyi eğitimli bir çalışanı Mehpare. Evin küçük beyiyle birbirlerine aşık oluyorlar. Peki ya sonra? 
 
- Mehpare, 18-19 yaşlarında, ayrıcalıklı yetişmiş bir kız. Asillerin gördüğü eğitimi görmüş ama konakta çalışıyor. Ne hizmetli grubuna ait, ne de asillere. Konumu gereği, yapmaması gereken bir şey yapıyor ve evin küçük beyine aşık oluyor. Devamını dizide göreceğiz. 
 
 
Mehpare’yi size sevdiren ne oldu?
 
- Mehpare’de bende de olan “her şeyi yapma arzusu” var. Asil kandan değil ama saraylıların içinde yetişmiş. Deli gibi roman okuyor. Arkadaşından gizli gizli çeviri kitaplar getirmesini istiyor. Algısı küçük beyde olduğu için üçe, dörde bölünmüş bir karakter. Tekdüze değil... 
 
Peki o dönemin dili, sizi zorluyor mu?
 
- Boğaziçi Üniversitesi’nin Tarih bölümünde okuyorum ve Osmanlıca derslerimiz var. Repliğimi söylerken, kullanabileceğim kelimeler bile geliyor aklıma. Artık kullanmadığımız ama duyunca ne manaya geldiğini anladığımız birçok kelime var. Bunların bir listesini hazırlayıp senaristimize sunmak istiyorum aslında... 
 
Senaryo ekibine destek olmak için mi?
 
- Hoşluk olsun diye aslında. Rejiden arkadaşlarımız da boş zamanlarında senaristimizi rahatlatmak amacıyla böyle çalışmalar yapıyor. 
 
“Bu iş, bu haliyle sinema filmi bile olurmuş” gibi yorumlar var. Bir tarih öğrencisi olarak sizin yorumunuz nedir?
 
- Olurdu. 1920’li yılları doğallığında anlatıyoruz. Abartı olmaması da insanları etkilemiş olabilir. Dönem dizisi çekiyoruz diye bunu insanların gözlerine sokmak gerekmiyor. O dönemin bir dokusu var. En basiti, o dönemde saçlar vaklanırmış ama şu an bu saçı vaklamanın anlamı yok. 
 
 
Sizce kitabı okuyanlar diziyi nasıl bulacak?
 
- Herkesin bir kitabı algılayış biçimi farklıdır. Siz okurken farklı, başkası okurken farklı bir dünya oluşur zihninizde. Ben bile sete ilk girdiğimde “Mehpare’nin odası düşündüğümden biraz farklı olmuş” dedim. Ama o da ayrı bir haz aslında... 
 
Peki bir tarih öğrencisi olarak, “Bildiğim yerden çıktı” gibi bir hissiyat var mı sizde?
 
- Okulda milattan öncesinden başladığımızdan, tarihin neresinden sorarsan sor biliyor olacaktım zaten. Dizinin zamanı “Taş devri” bile, “O dönem şöyle olmuş” diyebilirim.
 
İşle okulu bir arada götürmek sizi zorlamıyor mu?
 
- Valla firesiz iki sene oldu. Boğaziçi, boşu boşuna Boğaziçi olmamış. Hocaların hepsi ya Harvard ya da Oxford’dan. Yaptığın bir ödev senin için çok iyiyken onlardan “Ah yavrum, biraz daha çalışman lazım” gibi bir tepki alabiliyorsun. Normal bir öğrencinin 10 katı çalışman gerekiyor ki o hocaları tatmin edebilesin. Bu durum motivasyonunu bile düşürebiliyor. Dolayısıyla girmek de, sonunu getirmek de ayrı bir dert. Ama ben şevkle okuyorum. Geriye iki senem kaldı, onu da aynı şevkle bitirmek istiyorum. Bir de ben okuldayken dinleniyorum. Oyunculuk yapmasam bile kesin başka bir uğraşım olurdu. 
 
 
Hiperaktif de değilsiniz aslında ama boş duramıyorsunuz sanırım...
 
- Çocukluğumdan beri böyleyim. Bir yandan okula gider, bir yandan piyano dersi alır, basketbola giderdim. Algısı biraz dağınık ama her şeyi denemek isteyen biriydim. Hâlâ böyleyim. Galiba 60’ıma kadar da böyle olacağım. 
 
Yüksek lisans yapmak, formasyon alıp öğretmen olmak gibi hayalleriniz var mı?
 
- Akademik kariyer yapmayı çok isterdim. Oyunculuk olmasaydı vallahi yapabilirdim. Okul tam bana göre çünkü. Ama bu işle birlikte beni çok zorlar. 
 
Bu kadar güzel öğretmen olur mu yahu? Öğrencilerin dikkati dağılır...
 
- Olur mu, bizim de ne kadar yakışıklı, ne kadar güzel öğretmenlerimiz var. Çok hoş, bakımlı ve zarifler. Özellikle tarih bölümü hocaları her zaman bakımlıdır. 
 
 
Gelelim sinemaya... Fahriye Evcen, aşk filmlerinin unutulmaz kadın oyuncusu mu olmak istiyor? “Evim Sensin”in fragmanındaki Türkü, film daha gösterime girmeden insanların içini parçaladı... 
 
- “Evim Sensin”, hem kariyerim, hem de oyunculuğum adına farklı algılar yaratması açısından güzel olacak. “Veda”da Mehpare büyük aşk yaşıyor, “Evim Sensin”de de Leyla. Jönfi olmakla alakalı bir durum bu. Genç oyuncular özellikle aşk filmlerinde yer alıyor, seyircinin istediği de o... 
 
Filmin vizyon tarihi ertelendi değil mi?
 
- Evet, çekimleri kış aylarında yaptık, mayıs ayında da vizyona girecekti. Ancak mayıs, böyle muhteşem bir filmi gösterime çıkarmak için büyük bir hata olurdu. Sonra 2 Kasım’da karar kılındı.
 
Leyla karakterindeki unutkanlık, yaşadığı aşkı zamanla başka bir boyuta taşıyor gibi görünüyor... 
 
- Hikâyeyi hiç anlatmayayım. Ama şunu söyleyebilirim, filmi izleyen herkes “Kalbime bir şey oturdu” dedi. Yola çıkarken bu kadarını tahmin etmiyorduk. Filmin senaryosu ve görüntüleri çok güçlü. Küçük bir hikâye üzerine çok büyük bir dünya kuruldu. Fragmanda her şey belli olmuyor. Çiftimiz büyük zorluklar yaşayacak, belki daha da güçlenecek, belki de yıkılacaklar... 
 
 
Çoğu kadın eski sevgililerine selam bile vermekten kaçınırken, siz Özcan Deniz’le film çektiniz, iki aşığı canlandırdınız. Profesyonellik böyle bir şey mi?
 
- İnsanlar kötü ayrılabilirler. İyi ayrıldıklarında da birbirlerine hâl hatır sorar, selamlaşırlar. Biz, Özcan Bey’le birliktelik yaşarken, prensip gereği hiçbir projede birlikte yer almayacağız dedik. Ayrıldıktan sonra, ki aradan 1,5 sene geçmişti, bu sorun ortadan kalkmış oldu diyerek filme başladık. Zaten bu film, senaryo bazında çok uzun zamandan beri konuşuluyordu. Çok güzel bir işti. Artık beraber olmadığımıza göre birlikte oynamamızın bir sakıncası yok dedik...
 
Barışıp barışmadığınız konusu da hep bir muamma olarak kaldı...
 
- İnsanlar hâlâ bizim için “Öyle mi, böyle mi” diyor... İkimiz de iyi oyuncularız. İnsanlar, oyunculuk açısından elektriğimizi çok beğeniyordu. Birlikte oynamamız, ikimiz için de iyi oldu. 
 
Ayrılığın sürekli hatırlatılması gibi negatif bir yanı yok mu bu işbirliğinin?
 
- Ama biz şu an sinemaya hizmet ediyoruz ve bunu düşünerek yaşayamayız. Dediğim gibi kötü ayrılmadık, bu ayrılığı neden işimize yansıtalım ki? Eğer güzel bir iş çıkacaksa, neden insanların engel olmasına izin verelim? Ki kimse engel olmadı ama insanların kafalarındaki sorulara bu şekilde yanıt vermiş oldum...
 
 
İngilizce, Türkçe, Almanca ve İspanyolca biliyorsunuz. Yabancı dilde bir projede yer almayı düşünüyor musunuz?
 
- “Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak” filminde İtalyanca gibi bilmediğim bir dilde deneyimim olmuştu. İki hafta hocayla çalıştım bir sahne için. O da filmde 5,5 dakika yer alıyordu. Altından kalkabildiğimi düşünüyorum. O yüzden keşke bildiğim bir dilde de oynayabilsem. Önce Türkiye’de yapmak istediklerimi bir yapayım, daha güzel noktalara geleyim, zamanı gelince yurtdışında da işler yaparım...

facebook yorumları

haber yorumları

resim yok
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız..
:-) :) :o) :c) :^) :-D :-( :-9 ;-) :-P :-p :-Þ :-b :-O :-/ :-X :-# :'( B-) 8-) :-\ ;*( :-* :] :> =] =) 8) :} :D 8D XD xD =D :( :< :[ :{ =( ;) ;] ;D :P :p =P =p :b :O 8O :/ =/ :S :# :X B) O:)
Kapat