Amerika’ya melodram satmak başta ürkütücü hatta imkansız gelebilir. Sonuçta kendilerinde dev bir Hollywood yapımları mevcut ve bu yapımlar dünya çapında hızla tüketilip beğeniliyor. Aslında ekstra bir seriye ihtiyaç duymadıkları düşünülebilir fakat işin aslı öyle değildir. Türk dizilerinin Latin Amerika’da popüler olması ve sevilmesi aslında kaçınılmaz bir durum. Çünkü melodram dediğimiz şey kültürlerden ziyade duygulara dokunur. Aşk, entrika, ihanet, aile gibi temalar İstanbul’dan başka şehirlere uzandığı zaman kitlelere sandığımızdan daha tanıdık gelebilir, kendilerinden bir parça bulabilirler.
Arjantin’i örnek göstermem gerekirse; burada popüler olan yapımlardan biri “Muñeca Brava.” Zıt kutupların çatışması, aile sırları gibi konulara ele alır ve bu bakımdan “Güneşi Beklerken” dizisiyle benzerlik gösterir. Zengin kız – fakir oğlan hikayesini de burada görebilmemiz mümkündür.
Bir diğeri “Rebelde Way.” Bir kolejde öğrenim gören burslu ve burssuz öğrencilerin çatışmasına yer veren konusuyla “Duy Beni” dizisiyle benzerlik gösterir.
Tabii, Türk oyuncuların yurt dışında da geniş bir hayran kitlesi olduğunu da es geçmemek gerek. Burak Özçivit, Neslihan Atagül, Hande Erçel, Serenay Sarıkaya gibi popüleritesi Türkiye sınırlarını aşmış oyuncuların işleri Latin Amerika başta olmak üzere tüm dünyada talep gören yapımlardır. Örneğin Neslihan Atagül ve Burak Özçivit “Kara Sevda” ile ün salmışken Serenay Sarıkaya “Medcezir”, Hande Erçel “Sen Çal Kapımı” ile Latin Amerikalıların gönlünü fethetmiştir.
Türk dizilerinin Latin Amerika kitlesi için sunduğu farklılıklardan biri, hikayelerin temposu ve karakter ilişkilerinde görülebiliyor. Daha uzun anlatılar, karakterlerin geçmişlerine ayrılan geniş alan ve aile ilişkilerinin hikayenin merkezine yerleşmesi, Latin Amerika’daki klasik telenovela formundan farklı bir izleme deneyimi yaratabiliyor.
Bir anlamda iki melodram geleneği karşı karşıya geliyor. İzleyici bu hikayeyi daha önce izlediğini biliyor, finali ve gidişatı da öngörebiliyor. Fakat “Bir de bu şekilde izleyelim” diyerek yapıma şans veriyorlar. Böylelikle Türk yapımları da Latin Amerika’da ilgi odağı olmayı başarıyor.
Zaten bildikleri bir hikayeyi başka bir coğrafyada izlemekten ve yorumlamaktan keyif alıyorlar.
-Soft Power Etkisi
Bir ülkenin başka ülkelerde tanınması her zaman diplomasiyle gerçekleşmiyor.
Bazen bir dizi karakteri bunu çok daha kolay yapıyor.
İzleyici önce bir karakteri seviyor. Sonra onun yaşadığı şehri merak ediyor. İstanbul’un nasıl göründüğünü, Türkiye’de insanların nasıl yaşadığını, ait oldukları kültüre dair davranışlarını incelemek, yakından tanımak istiyor.
Ülkemizdeki oyuncuların çoğunun yurt dışında bilinirliklerinin yüksek oranda olduğunu düşündüğümüzde ve dizilerimizde ağırlıklı olarak “İstanbul” coğrafyası kullanıldığını göz önünde bulundurduğumuzda bir oyuncunun Türkiye’yi ve İstanbul’u tanıtmasının çok da zor olmadığını görebiliriz. (Hande Erçel, Burak Özçivit, Neslihan Atagül gibi)
