Abdullah Quilliam kimdir? Abdulhamid döneminde İngiliz Şeyhülislamı hakkında

Payitaht Abdülhamid'e bu hafta İngiliz Şeyhülislam'ı Abdullah Quilliam giriş yaptı. Peki kimdir, neler yapar detaylar haberimizde..

Editör
04 Mayıs 2018 - 22:22
Kültür Sanat

TRT 1 ekranlarının sevilen dizisi Payitaht Abdülhamid'e bu hafta İngiliz Şeyhülislam'ı Abdullah Quilliam (Abdullah Kuilm) giriş yaptı. Yeni bölümlerde sıkça karşılaşacağımız yeni karakter hakkında işte bilmedikleriniz..

II. Abdülhamit, halife sıfatını iç ve dış politikada oldukça önemsemiş, özellikle dış politikada büyük devletlere karşı halife sıfatından yararlanmaya oldukça öncelik vermiştir. II. Abdülhamit’in bu stratejisinin geri planında Avrupa ülkelerinin imparatorluğu bölme ve parçalama hedeflerine ilişkin algısı ve buna karşın devletin bekasını korumaya yönelik mücadeleleri yatmaktadır. Bu açıdan II. Abdülhamit, İslam’ı yalnızca bir inanç olarak değil siyasal bir birlik ideolojisi olarak savunmuştur. Böylece II. Abdülhamit örtülü bir küresel ağ kurarak dünya Müslümanları üzerinden stratejik politikalar geliştirmeyi ve yürütmeyi hedeflemiştir. Bu bağlamda Osmanlı Devleti son dönemlerinde Avrupalı ülkelere karşı sahip oldukları bazı sembolik ve etki edici otoritelerini Müslüman azınlıklarla paylaşarak bir strateji takip etmiş, halife adına hutbe okunması, dini rehberlik ile Müslüman topluluğunu örgütleme ve yönetme fonksiyonlarının dolaylı olarak elde II. Abdülhamit’in Dış Politikasında İslamcılık ve İngiliz Şeyhülislam Abdullah Quilliam 9 tutulmasını istemiştir. Nitekim Abdülhamit’in İslamcılığı, Avrupa tarafından Pan-İslamcılık olarak tanımlanarak Batı’ya karşı bir cihadın hazırlıkları olarak görülse de II. Abdülhamit, Avrupa’ya karşı bir cihat başlatmayı düşünmemiş ancak hilafete bir politika aracı olarak siyasal bir fonksiyon yüklemiştir. II. Abdülhamit’in bütün bu İslamcılık politikasını bir örnek olay üzerinden ele alarak irdelemek aydınlatıcı olacaktır. Bu açıdan çalışmada kendisi bir İngiliz Müslüman olan Abdullah Quilliam’ın seçilmesi, literatür de dikkate alındığında belki de II. Abdülhamit’in dış politikasındaki İslamcılık anlayışının anlamlandırılmasında en doğru tercih olabilecektir. Çünkü II. Abdülhamit devrinin yerel ve küresel dinamikleri ve gelişmeleri dikkate alındığında bilhassa Osmanlıların İngilizlerle olan münasebetleri göz önünde bulundurulduğunda bu durum daha da önem arz etmektedir. Bu açıdan II. Abdülhamit tarafından, İngiliz adaları Şeyhülislam’ı ilan edilen Quilliam hakkında dini açıdan birtakım olumsuz ithamlar söz konusu olmuşsa da bu çalışmanın konusu İslam düşüncesindeki farklı yorum ve uygulamaları tartışmak değil II. Abdülhamit’in dış politikasında ve İslamcılık düşüncesinde özelde Quilliam üzerinden benzer bir misyon üstlenen isim ve hareketlerin nasıl bir yer bulduğunu da ortaya koymak ve sorgulamaktır. Bu sebeple çalışmada öncelikli olarak İngiliz Şeyhülislam Quilliam’ın hayatı, fikirleri, politik misyonu ve mücadelesi ortaya konulmaya çalışılmış, ardından II. Abdülhamit’in İslamcılık anlayışının ana hatlarına vurgu yapılarak II. Abdülhamit’in hedefleri ve Quilliam’ın bu hedefler üzerindeki faaliyetleri irdelenmiştir.

18-05/04/ingiltere-son-seyhulislami.jpg

HAYATI

İngiltere’ye yerleşen ilk Müslüman topluluklarına 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren rastlanmaya başlamıştır. Bu ilk Müslüman topluluklarını, liman kentlerine ulaşan Yemen, Somali ve Hindistan kökenli gemiciler ve tüccarlar oluşturmuştur. Az sayıdaki Müslüman gruplar üzerinde, ilk olarak Cezayirli Ahmed el-Alevi’nin müritlerince yönetilen zaviyeler etkili olmuştur. Buna karşın 1884’te Londra’nın güneyinde Woking Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsünün kurulması İslam’ın aristokratlar ve entelektüeller arasında da tanınmasına katkıda bulunmuştur (Green, 2013: 419). Bununla birlikte İngiltere’de Kadiyanilerin temsilcisi Hace Kemaleddin vasıtasıyla 1913’te ilk defa Müslümanlara yönelik bir dergi çıkartılmaya başlanmıştır. İngiltere’ye yönelik ilk en önemli Müslüman girişi ise, II. Dünya Savaşı sonrasındaki işgücü ihtiyacı üzerine ortaya çıkmıştır (Has, 2000: 307-308).

Temmuz 1902'de bin kişilik Hintli birlik Bombay'dan buharlı bir gemi ile Liverpool kentine varmış ve oradan VII. Edward’ın taç giyme törenine ve kutlamalarına katılmışlardır. Kutlama gününde düzenlenen bir gece resepsiyonunda Hint askerleri ihtişamlı giyimleri ile düzgün ve disiplinli sıralar halinde yerlerini almış; salon diğer davetliler ve basın mensupları ile dolmuştur. Böyle bir ortamda bir İngiliz, Osmanlıların geleneksel kıyafeti ile salona girmiş, beş yüz asker ayağa kalkıp tekbir getirmiş ve o İngiliz resmi konuklar arasındaki yerini almıştır. Kuşkusuz ilk dikkat çekici durum Hintli Müslümanların, salona kimin girdiğini bilmedikleri ve ona saygılarını göstermiş olmalarıdır. Böylece İngiltere'de Müslümanların sadakat, kimlik ve vatandaşlık konuları ile İngilizlerin çok kültürlülük markasına yönelik yeni bir sürece adım atılmıştır (Geaves, 2010: 1).

İşte bu töreninin sembol ismi olan Şeyh Abdullah Quilliam, 10 Nisan 1856’da Liverpool’da William Henry Quilliam olarak dünyaya gelmiştir (Geaves, 2010: 23). Quilliam, 1870’lerin başlarında genç ve orta halli bir avukat olarak çalıştığı Liverpool’da yirmi bin civarındaki nüfus içerisinde Müslümanlar başta olmak üzere çeşitli etnik ve kültürel yapıya mensup insanlarla temas kurma fırsatı bulmuştur. Bu fırsat 1882’deki İspanya tatilinde muhtemelen planlamadığı bir biçimde Cebelitarık’tan Fas’a geçerek ilk kez Müslüman bir ülkeye gitmesi ile yaşamında yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Fas’a giderken gemideki Müslümanların yaşam biçimleri, ibadet tarzları ve Güney İspanya tatilindeki İslam dönemi zengin kültür ve mimarisinin varlığının bu keşif seyahatinde etkili olduğu belirtilmektedir (Gilham, 2014: 52- 53).

İngiliz İslam tarihine bakıldığında, özellikle Henry Morton Stanley, Müslümanlar için hiç de hoş görülen bir kişi olmamıştır. Nitekim Stanley, günümüzde Uganda sınırları içerisinde kalan Buganda Krallığı’nın başkenti Lubaga’yı1875’teki ziyaretinde, bir müddet önce İslam’ı kabul edip krallığın resmi dini ilan etmiş olan I. Mutasa’yı İslam aleyhinde yaptığı propaganda neticesinde etkileyerek Mutasa’nın İslam’ı terk etmesine ve Mutasa’nın yetmiş kadar Müslüman’ı diri diri yaktırmasına neden olmuştur. Böylece İngiliz Müslümanları açısından geçmişteki bu “kara figür” yerine yerli bir Müslüman hareketinin oluşumuna önderlik eden Quilliam, yeni bir umut vaat etmiştir. Bu açıdan Gilham’a göre Quilliam, İngiliz İslam tarihinde tartışmasız bir şekilde Stanley’den çok daha etkili bir kişi olarak karşımıza çıkmaktadır (Gilham, 2014: 51).

II. Abdülhamit’in Dış Politikasında İslamcılık ve İngiliz Şeyhülislam Abdullah Quilliam 11 Bir Protestan mezhebi olan Metodistlerin üyesi olan Quilliam (Runyun, 2015), Fas gezisi sonrasında 1887’de Viktorya İngiltere’sinde İslam’a geçen ilk Hıristiyan olmuş ve adını Abdullah olarak değiştirmiştir (Siddiqui, 1995; Ansari, 2008: 47; Geaves, 2010: 3; Bano, 2012). Dindar bir Hıristiyan olarak yetiştirilmiş ve alkol kullanmamayı teşvik eden Temperance Hareketi’nin bir parçası olan Quilliam’ın, İslam’a giriş nedenlerinden birisinin de İslam’ın Müslümanlar için alkolü yasaklamış olması gösterilmektedir (Robinson-Dunn, 2006: 183; Geaves, 2010: 26-27; Bano, 2012). Liverpool Temperance Hareketinin himayesinde Quilliam’ın Haziran 1887’de verdiği ‘Fanatikler ve Fanatizm’ başlıklı konferansı, İslam propagandası hedefiyle bir İngiliz tarafından Britanya’da yapılan ilk konferans olarak değerlendirilmektedir (Gilham, 2014: 59). Quilliam’ın teolojik düşüncesine göre insan, idealist bir hayali değil, uygulanabilir gerçekliği olan inancı istemelidir. Bu açıdan Yahudilere gönderilen mucizelerin inkâr edilmesini, Hıristiyanların Hz. İsa’yı tanrılaştırmalarını ve teslis inancını tenkit ve analiz ederek İslam’ın akla verdiği önemi vurgulamaktadır. İnancı duygular üzerine temellendirmenin kartlardan ev yapmaya benzediğini, heyecan ve coşku veren anlatımların yanılsama olduğunu savunan Quilliam, Hıristiyanlığın aksine İslam’ın sorumluluğu başkasına yüklemediğini ve inanç hürriyetine imkân verdiğini belirtmektedir (Quilliam, 2015: 180- 183). Belki de hepsinden önemlisi İslam’ın diğer dinlere göre daha az dogmatik ve akılcı olduğu kanaatindedir (Gilham, 2014: 55). Quilliam başka bir anlatımında ise, Hz. Peygamber’in vefatından önce bazı sahabe ile olan diyaloglarına yer vermektedir. Buna göre ısrarla kendisinin vefatından sonra ellerinde Kur’an da olsa ona sorma ihtiyacını duydukları meselelerin yine olacağını ve bu durumda ne yapmaları gerektiği sorularına şu şekilde yanıt verdiğini aktarmaktadır: ‘Cenab-ı Hakk her insana vicdanı ve rehber olarak da aklı verdi. İhtiyaç olan her şey için onları kullanın ve Allah’ın inayeti sizi doğruya götürecektir.’ (Bawany, 2010: 47-48).

 

EN ÖNEMLİ ÇALIŞMASI

Quilliam’ın en önemli çalışması İslam hakkındaki algılarını, görüşleri ve bilgisini de ortaya koyan The Faith of Islam (İslam İnancı) isimli eseridir (Ansari, 2008: 47). İlk baskısı 1889’da basılan bu eser on üç farklı dile çevrilmiştir (Ally, 1982: 49; Gilham, 2014: 63). Bununla birlikte 1892 tarihli eserin üçüncü baskısında yer alan bilgilere göre, ilk baskısının iki bin adet ve ikinci baskısının beş bin adet basıldığı belirtilmektedir. Kitabın her baskı döneminde farklı dillere tercüme edilmesi de artmış, Türkçe, Almanca, Fransızca, Birmanca, Bengalce, Tamilce gibi çeşitli dillere çevirileri yapılmıştır. Örneğin Arnavutçası 1926’da Hamdi Bushati tarafından çevrilmiştir (Clayer, 2014: 52). The Faith of Islam’ın Türkçe’yeilk çevrisini Musa Kazım Çatiç yaparken, diğer çalışmalarından birisi olan ve Türkçe’ye Ulemâ-yı İslâmiyeye Bir Suâl ve Abdullah Guvilyâm Efendi’nin Cevabı başlığı altında basılan çalışması ise ilk olarak Ahmet Hamdi Akseki tarafından çevrilmiştir (Çiftçi, 2009: 51)

The Faith of Islam isimli eserinde Quilliam, ilk olarak eseri yazma gerekçelerini sıralarken milyonlarca Müslüman’a hükmeden bir ülkenin(İngiltere) Müslümanların, inancına ve tarihlerine ait çok az bilgiye sahip olduklarından yakınmaktadır (Quilliam, 1892: 9). Müslümanların tarihlerini bilmediklerinden, Hz. Muhammed hakkında gerçek dışı efsaneler ve hikâyelerle aldatıldıklarını öne sürmektedir. Ayrıca İslam dininin ruhbanlık sınıfını bütünüyle reddettiğini söylemektedir (1892: 10). Eserin önemli bir kısmında varlık, inanç ve iman konularını, akıl ve takvayı, helal ve yasakları, peygamberlerin vazifelerini ve mücadelelerini anlatmaktadır. Ayrıca II. Abdülhamit hakkında Türkiye Sultanı ve İslam Halifesi tabirlerini kullanmakta ve ondan övgüyle bahsetmektedir (1892: 20). Liverpool şehir merkezine birkaç kilometre uzaklıktaki Brougham Terrace’daki üç mülkiyetli bitişik bir yapının ortasında yer alan ve Abdullah Quilliam’a ait olan ev, 1889’da İngiltere’deki Müslüman cemaatinin ilk camii ve merkezi olmuştur (Gilliat-Ray, 2010: 179-182). Bu merkez, Quilliam Müslüman olduktan iki yıl sonra açılmış ve merkezle birlikte bir erkek ve kız okulu ile ‘Medina Home for Children’ isimli bir yetimhane de açılmıştır (Ansari, 2008: 47-48).

İslam’ın İngiltere’deki imajı açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirilerek İslamcılık düşüncesinin en önemli yayın organlarından kabul edilen ve başyazarlığını Mehmet Akif Ersoy’un yaptığı Sebilü’r-Reşad’da da bu konunun işlendiği belirtilmektedir (Bayram, 2015: 392). Diğer yandan merkezin faaliyetleri yerel basın tarafından yakından takip edilmiştir. Örneğin Temmuz 1900’deki Hz. Peygamber’in doğum günü kutlamaları çerçevesindeki etkinlikler, çeşitli yazılı basın organlarınca haberleştirilmiştir. Bunlardan Manchester merkezli Daily Despatch gazetesi 9 Temmuz 1900 tarihinde yapılan etkinliklerde beş yüz yoksula yiyecek dağıtımının yapıldığını belirtirken, Liverpool merkezli Mercury gazetesi ise etkinliklere Osmanlı Devleti’nin Liverpool Başkonsolosu Mahmud Kamil Bey’in de katılımına değinmektedir. Quilliam ve takipçileri İngiltere’nin ilk yerli Müslüman cemaatini oluşturmaktadır (Gilham, 2015: 23). Bu cemaatin merkezi ise, Viktorya II. Abdülhamit’in Dış Politikasında İslamcılık ve İngiliz Şeyhülislam Abdullah Quilliam 13 döneminde İngiltere’de ilk İslam mirası olarak tanınmaktadır. 1932’de Quilliam’ın vefatından sonra, caminin içerisinde bulunduğu mülk satılmış ve nüfus kayıt bürosu olarak kullanılmaya başlamıştır. Buna karşın Merseyside’dan bir grup Müslüman, Quilliam’ın mirasını yaşatmak üzere önce Abdullah Quilliam Derneği’ni kurmuşlar, ardından 2000’de İngiliz mirasının bir parçası olarak tanınan binanın sorumluluğunu üstlenmişler, cami ve yayınevinin müze ve miras merkezi olarak yeniden düzenlenmesi hedefiyle çalışmalara başlanmıştır (Bano, 2012). İngiltere'nin ilk kayıtlı camisi ve İslam merkezinin kurucusu olan Quilliam’ın (Rank, 2015: 69), İslam’a yeni giren ve pek çoğu kiliseye alışkın olan İngilizleri kazanabilmek adına kurduğu merkezde, bir piyano bulunmakta, ilahiler ve naatlar okunmakta ve ayrıca merkezin yetimhanesi, kütüphanesi ve müzesi bulunmaktaydı (Runyun, 2015). Bunlarla birlikte İngiliz-Müslüman hareketinin kurucusu olarak da kabul edilen Quilliam’ın (Murad, 1997), tebliğ faaliyetleri kendine özgü bir stratejiye sahip olmuştur. Nitekim ihtida edenlerin ya da etmek üzere olanların geçmişlerini de dikkate alarak pazar günleri dini vaazlarını merkezdeki bir konferans salonunda vermiş ve bazı Hıristiyan ilahilerini İslam’a uyarlayarak okutmuştur (Ally, 1982: 58). Bu duruma, The Islamic World isimli derginin Temmuz 1896 tarihli bir nüshasında Quilliam şöyle demektedir: ‘Hıristiyan oldukları için kilisedeki bazı ibadet şekillerinden olan ilahi söylemeye, İncil’den pasajlar okumaya ve papazdan vaaz dinlemeye alışmış insanları yavaş yavaş İslam’a ısındırmalıyız. Bu tür toplantılarla biz bunların yabancılık çekmemelerini hedefliyoruz.’ (Köse, 2008: 25). Quilliam’ın ilginç bir geçmişe ve yaşam tarzına sahip biri olduğunu ifade etmek mümkündür. Örneğin Müslüman olmadan önce 1878’de bir avukat olarak meslektaşlarının teşviki ile Liverpool Mason Birliği Locası’nda çalışmaya başlamıştır. Burada başlamasında mezhepler dışı kardeşlik, inanç ve yardımseverlik gibi Masonik ideallerin etkili olduğu söylenmektedir (Gilham, 2014: 52). Buna karşın Müslüman olduktan sonra Liverpool sokaklarında ilk kez İstanbul’da giymeye başladığı söylenen parlak fesi, Osmanlı memurlarının esvabı ve omzundaki maymun ile gezdiği anlatılmakta ve bu sebeple İngiliz basınında alay konusu olarak işlendiği belirtilmektedir (Koloğlu, 1990: 13; Ansari, 2008: 47; Çiftçi, 2009: 47; Armağan, 2016: 204-205). Yazılı basını oldukça etkili bir biçimde kullanan Quilliam, İslam’ı anlatmak, ona yönelik suçlamalara ve hakkındaki önyargılara karşı kamuoyu oluşturmak için yazılı medya organlarını bir tür araç olarak kullanan ilk Müslüman olarak da değerlendirilmektedir. Nitekim 1893’te Enstitüsü aracılığıyla ve merkezin bodrumundaki bir baskı makinesiyle The Crescent (Hilal) isimli haftalık bir gazete çıkarmaya başlamış ve ardından yirmiden fazla ülkeye dağıtımı yapılan Islamic World (İslam Dünyası) isimli aylık başka bir dergi daha çıkarmaya başlamıştır (Ansari, 2008: 51; Motadel, 2014: 26; Runyun, 2015). The Crescent hem Quilliam’ın vaazlarını, hem de merkezin faaliyetlerini bir bülten olarak yayımlamakta, İslam çalışmaları başlığı altında Müslümanlara yönelik yayınlar ve çalışmalar tavsiye edilebilmekte ve çeşitli ülkelerdeki Müslümanların ahvali hakkında bilgilendirmeler yapmaktaydı (The Crescent, 1908: 338). Örneğin 3 Nisan 1907 tarihli nüshasında Quilliam tarafından ‘The Religions of Japan: With Incidental References to Shintoism, Confucianism, Taoism, Buddhism, Christianity and Islam’ başlıklı bir başyazı kaleme alınmıştır. Quilliam, Avrupa ve Amerika’da pek çok ilim cemiyetinin asli veya fahri üyesi olmuştur. Bununla birlikte çeşitli dergilerde yazıları yayımlanmıştır. Örneğin bir filolog olarak Isle of Man Examiner isimli bir yayın organında ‘Etymology of theMan’s Language’ başlıklı bir dizi makale yayımlamış, Londra’da neşredilen The Philomathe ismindeki bir derginin de başyazarlığını yapmıştır (Bawany, 2010: 45). Bununla birlikte İslamcılık propagandası da yapan haftalık ve aylık süreli iki dergi olan The Crescent ve The Islamic World’ün genel yayın yönetmenliği ve başyazarlığı görevlerini yürütmüştür (Ansari, 2014: 186). İslam ve Müslümanlar üzerine yaptığı birçok yazı ve ders aracılığıyla ulusal ve uluslararası alanda tanınan Quilliam, evinin bir kısmını bu amaçla bir yayınevine dönüştürmüştür. Nitekim 1896'da Sunday Telegraph gazetesinde yayımlanan bir makalede ise şu ifadeler yer almıştır: 'İngiltere'de beyaz ve İngilizce konuşan bir Müslüman topluluk bulunmaktadır. Kendi hedeflerini yerine getirmek için bir şeyhi, bir camisi, bir koleji ve hatta bir haftalık gazetesi vardır. Liverpool, İngiliz adalarındaki Müslümanların merkezidir. Liverpool'da saygın biri olan Quilliam’ın etkisiyle geçen sene yirmi dört kişi İslam'a katılmış ve 1887'den beri Hıristiyanlığı veya Yahudiliği bırakanların sayısı yüz seksen iki kişiye ulaşmıştır. Türkiye'nin Sultanı ve Müslümanların Halifesi tarafından Şeyhu'l-İslam olarak İngiliz adalarındaki Müslümanların temsilcisi tayin edilmiştir.' (Geaves, 2010: 2-3). Böylece Quilliam gibi bazı İngilizlerin ihtida etmelerinden kaynaklı İslam dininin ve Müslümanların daha fazla yerel ve ulusal basında konu edilmeye başlandığı görülmektedir (Bayram, 2015: 392). II. Abdülhamit’in Dış Politikasında İslamcılık ve İngiliz Şeyhülislam Abdullah Quilliam 15 Quilliam’ın Almanca, Arapça, Fransızca, İspanyolca ve Türkçeyi bildiği ifade edilmektedir (Çiftçi, 2009: 21). Bununla birlikte Kraliçe Viktoria tarafından da kabul gördüğü, hatta Quilliam’ın İslam’la ilgili kitaplarından birisini Kraliçe’ye gönderdiği ve onun da çocukları için birkaç kopya emri verdiği belirtilmektedir (Bano, 2012; Runyun, 2015; O’Shea, 2016). Nitekim The Faith of Islam isimli eserinin ikinci baskısının ön sözünde Quilliam, İngiltere Kraliçesinin ve Mısır Hidivi’nin kitabına gösterdikleri ilgiye vurgu yapmaktadır. Bununla birlikte Kraliçe Viktoria’nın bir Müslüman ile olan yakın ilişkisi de söz konusudur. İngiltere’de 1819-1901 yılları arasında Kraliçe olan Victoria’nın hizmetçiliğini yapan Abdülkerim isimli Hindistanlı bir Müslümandan yaklaşık on üç yıl boyunca Urduca dil dersi aldığı belirtilmektedir (Basu, 2011: 18-23; Lawson, 2011). Diğer yandan Quilliam, Kraliçe Viktorya’nın hem doğum gününde hem de saltanatının 60. yılında tebrik telgrafları göndererek Britanya Müslümanları adına sadakat bildirmiş, Viktorya’nın ölümü üzerine de oğlu VII. Edward’a taziyelerini bildirmiştir (Ansari, 2008: 49-50; Çiftçi, 2009: 34; Gilham, 2014: 66). Quilliam’ın faaliyetlerinin yalnızca Liverpool ile sınırlı kalmaması ve etki alanının genişlemesi fanatik Hıristiyanları rahatsız etmiştir. İlk olarak kendisinin de üyesi olduğu Temperance Hareketi’nce üyelikten ihraç edilmiş ve merkezleri çeşitli saldırılara uğramıştır. Örneğin The Crescent gazetesinde yer alan bir habere göre, 16 Kasım 1891’de Liverpool’daki caminin önünde yaklaşık sekiz yüz kişi tarafından protesto gösterisi düzenlenmiş, bazı göstericiler müezzine taş ve sopalarla saldırmış, merkeze yanıcı maddeler atılmış, bir genç hayatını kaybederken bazı Müslümanlar yaralanmış ve merkez çeşitli zamanlarda da saldırılara maruz kalmıştır. Birkaç yıl polis koruması altında kalan binanın katılımcı sayısının artması üzerine ve İslam dünyasının çeşitli bölgelerinden gelen maddi yardımlar ile 1896’da binanın yanındaki daireler de satın alınmıştır (Çiftçi, 2009: 33-34). Hakaretlere ve alaycı yaklaşımlara maruz kalmasına karşın Quilliam, düşünceleri açıklamaktan geri durmamıştır (Ansari, 2008: 47). Bu yönüyle Batı’daki İslamofobia kurbanlarının sembolize olmuş ilkleri arasında yer almıştır (Runyun, 2015).

Medeniyet ve Toplum / Güz 2017 Cilt 1 Sayı 2

üyeler ne diyor?

resim yok

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız..

:-) :) :o) :c) :^) :-D :-( :-9 ;-) :-P :-p :-Þ :-b :-O :-/ :-X :-# :'( B-) 8-) :-\ ;*( :-* :] :> =] =) 8) :} :D 8D XD xD =D :( :< :[ :{ =( ;) ;] ;D :P :p =P =p :b :O 8O :/ =/ :S :# :X B) O:)
Kapat

facebook yorumları